AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Beral MADRA

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Beral MADRA   C.tesi Nis. 07, 2007 3:54 pm

LIGHT KÜLTÜR ÜZERİNE

İçinden güle oynaya geçmekte olduğumuz lightkültür üstüne temellenen kültürmarkası çağında, bu olgunun arka planında bir 'hayalet' olarak var olmaya çalışan 'sanat' ile ilgili basın ve medyada - kısıtlı yer ve zaman içinde - yer alan görüş ve yorumlar kaygan bir zemin oluşturuyor.

Herhangi bir alanda ekonomik ve yapısal açıdan yoksulluk, öngürü açısından darlık ve kısırlık, kuramsal/bilimsel açıdan yetersizlik, eleştiri açısından güçsüzlük, iletişim ve paylaşım açısından zayıflık başgösterdiğinde buna 'kriz' deniliyor. Lightkültürün 'sanat' olarak tescil ettiği şeyin dışındaki sanat bu tür bir krizi kronik olarak yaşıyor.

Genel değerlendirmelerde sanat yapıtı gündeme geldiğinde, ağırlıklı olarak 'resim' üstüne konuşma ve tartışma alışkanlığı da bu krizin odağında. Üstelik, resim üstüne tartışmalar, koşutluklar ve karşıtlıklara dayalı somut verilere değil, kalıplaşmış ve geçerliği kalmamış bilgi üstüne yapılanıyor.

Özellikle Türkiye modernizmi üstüne spekülasyonlara ve tartışmalara girişenlerin savlarını dayandırmaları gereken Avrupa ve ABD modernizmi ile karşılatırmalı tümel bir 20.yy sanat tarihi henüz yazılmadığı gibi, buna görsel olarak karşılık verecek kapsamlı bir sergi de düzenlen(e)medi. Selman Pınar'ın 1987'de Türkçe ve İngilizce yayınladığı, her nedense İslam Sanatı uzmanı Oleg Grabar'ın önsöz yazdığı, Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi ve Sezer Tansuğ'un Çağdaş Türk Sanatı (1986) ve Türk Resminde Yeni Dönem (1988) başlıklı kitaplar bugün araştırma yapacakların dergi ve gazetelerdeki binlerce yazıyı taramak gibi sonu gelmeyecek bir işe girişmeden önce başvuracakları kaynaklar. Bu kitapların içerikleri bağlamında başlıklarındaki çelişkilere eğilmek gerekiyor: birincisi Türkiye'de Modern Resim Tarihi, ikincisi Türkiye'de Modern Sanat, üçüncüsü de Türkiye'de Yeni Dönem Resmi olmalıydı.

Bugün artık Türk Resmi diye bir kavram olamayacağını biliyoruz; işi salt Türk kimliğine odaklanmak olanaksız, çünkü bu tür modern resim modernizmin ihraç edildiği Doğu ülkelerinde aynı özellikleri gösteriyor. Kuzey Afrika'dan Hindistan'a kadar, özellikle arka planında 'tasvir yasağı' olan İslam ülkelerindeki resim üretiminde görülen ortak özellikler dingin, şiirsel, saf ve sevimli doğa, ölü doğa, kent, portreler, yerel insan figürleri ve Kandinsky kökenli, İslam/Doğu sanatı motifli soyut çeşitlemeleridir; Dada, Sürrealizm gibi dil ve bilinçaltına dayalı akımlar bu ülkelerde görülmez. Bu ülkelerin tamamında 1960'lardaki siyasal kasırgaların etkilediği, sosyalist ideoloji yansıtan ya da 'toplumsal gerçekçi' denilen resimler ayrı bir grup oluşturuyor. Örneğin çıplak figür de gelenekten sert kopuş çabasına bağlı bir 'fark' olarak Türkiye resminde boy gösteriyor. Modern söylemi yumuşak geçiştiren ve ince farklarla işleyen resmin içine yerel kültürel simgeler yerleştirerek, bir karşı koyma ya da Batı resmi ile hesaplaşma gerçekleştiği savı da saf bir yanılsamadan öteye gitmiyor. Bu resimlerdeki köktenci temsiliyetlerden kaçış ve söndürülmüş modernist özelliklerin, Batı'nın Doğu'ya bakışını yeterince okşadığı söylenebilir.

Söz konusu kaynaklarda sağlam bilgi ve belgeye dayanan saptamalar ve değerlendirmeler yanında bir bölümü ressam olan yazarların öznel ve göreceli görüşleri, yorumları ve anıları da yer almakta ve kendi içine dönük pürüzsüz bir modern resim görüntüsü yaratılmakta. Türkiye'deki resim akımlarının Batı'daki resim akımları açısından gerçekçi bir karşılaştırması bu kaynaklarda yapılamamış. Batı'daki gelişmelerle karşılaştırma yapılması, Türkiye'deki 20 yy. resim üretimini Avrupa ve ABD resminin üç beş akımına odaklandığını, bu akımların düşünsel özelliklerinden çok biçimsel özelliklerinin benimsendiğini, modernizmin gecikmelerle ithal edildiğini kabul etmek anlamına geliyor ki, bunu kimse göze almamış! Örneğin, 1906- 1915 arasında gerçekleşmiş olan Kübizm'in Türkiye'de 1933'de - Avrupa'da yüzyılın ikinci yarısına egemen olan Sürrealizm rüzgarları eserken - gündeme gelmiş olması gibi can alıcı bir konuya değinmek gerekir. Ressamlar bilinçaltı kurcalamasına ya da Dada gibi yapısal bir değişime girişseydiler bile, Türkiye'deki siyasal baskılar buna izin vermeyecekti. Siyasal koşulların elverişsizliği yüzünden Fransa'ya giden post-modern terimle 'diaspora' ressamlarının ve Türkiye'de kalanların nasıl bir resim yaptıklarına bu açıdan bakmak gerekiyor. Modernizm'in 'öncülük', 'zamanın ruhu' ve 'yeni' gibi temel özelliklerini irdelenmeden, 1960'larin sonuna kadar resimde bu denli sert dönemeçler geçekleşmediğini, Post-modern resmin temelini oluşturan Sürrealizm'in ancak 1970'lerin sonunda ressamların gündemine girdiğini kabul etmeden ussal bir sonuç almak olanaksız. Boşluğu ikincil, üçüncül resimlerin doldurmasının önü alınamaz.

Modern ve Post-modern resmi değerlendirmek için yeterince bilgi ve şema var; bunlara dayanan köktenci ayıklamalar yapılmadığı için - örneğin kimse şimdiye değin koleksiyonunu bu açıdan temizletmedi ve - Türkiye'deki resim pazarı, çok yanıltıcı bir görüntü veriyor. 1980'li yıllardan günümüze, sermaye birikimi ve şirketlerin kültür politikaları bağlamında gelişen resim pazarı Batı'daki gibi 'derin' bir pazar olamazdı; yüzyılın ilk yarısındaki resim üretiminin görece az sayıdaki seçkin örnekleri resmi ve özel koleksiyonlarda yerini aldıktan sonra, sıra kaçınılmaz bir biçimde daha az ve bu da doyum noktasına geldikten sonra daha da az seçkin resimlere geldi. Şimdiki pazarda ise, bu daha az seçkin ve daha da az seçkin resimler yanında Türkiye dışında değil satılması, gösterilmesi bile olanaksız resimler dolaşıyor. Toplumun ve resim alabilecek gücü olan seçkinlerin Türkiye'de üretilmiş ve üretilmekte olan 'önemli' resimleri gerektiği gibi değerlendirebildiğini söylemek olanaksız - üretilen bilgiyi/düşünceyi değerlendirememenin doğal bir sonucu olarak..










BM CONTEMPORARY ART CENTER IS A NON-PROFIT INSTITUTION SINCE 1991
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Beral MADRA   C.tesi Nis. 07, 2007 3:55 pm

TÜRKIYE'de HEYKEL

'Son günlerde arka planında 'sanat' olan ve manşetlere taşınan haberler var: Eşcinsel olduğu için Attalos heykelinin dikil(e)memesi, Uzan deposundan çıkan değerli olduğu söylenen resimler, Gökçek'in Ankara için düşlediği muhteşem heykeller ve kent süslemeleri...

Bu olayların ön planında eşcinsel düşmanlığı, milliyetçilik, hortumculuk, popülizm v.b. gibi sanatın karşı koyduğu ve irdelediği bütün kötülükler var. Bunların nedenleri ve gündeme alınış biçimleri, bir önceki yazımın (4 Şubat) konusuyla bire bir örtüşüyor; yineleme tuzağına düşmeden yeni bir değerlendirme yapmak, siyasetçilerin, bürokratların ve yöneticilerin sanatla ilişkisindeki çarpıklık üstüne yazmak gerçekte çok can sıkıcı bir iş. Ancak, bu, yaratıcı insanın ve sanat aracılığıyla dünyayla iletişime girmenin önünü tıkayan bir gerçek olduğu için sürdürülmesi gereken bir eylem...

Bu arada, Istanbul'da da yerel yönetimlerin sessiz sadasız oraya buraya inanılmaz çirkinlikte heykelleri serpiştirmekte olduğunu da belirtelim. Son örnek, Ihlamur Kasrı karşısındaki adacıktaki oranı bozuk, cücemsi bir yaratık. Kısa bir süre öncesine kadar burada Mümtaz Işıngör'ün 1993'de Büyük Şehir Belediyesi'nin yarışmasında yerleştirilen, doğaya uyumlu bir heykeli duruyordu. Sanatçı özellikle bu yeri seçmişti. O heykel şimdi Levent'de bir yere taşınmış. Aynı yarışmadan Taksim gezisindeki Adem Yılmaz'ın heykeli de birdenbire yokoldu; Rahmi Aksungur'un Maçka Parkı'na yerleştirdiği heykel de yakında parçalanıp yok olacak... Bu yarışmanın bir kataloğu var ve herşey kanıtlanabilir.

Şu depodan çıkan 'değerli' resimlere gelince...Bu resimlerin değerini kim saptıyor? Bu resimler hangi ölçekte değerlidir? Bu resimler Türkiye modernizmi içinde hangi aşamayı gösterdikleri için değerlidir? Doğrusu, bu son çıkan resimlerin tıpkı aynı depoda çıkan silahlara uygulandığı gibi, incelenmek ve sonucu kitleye duyurmak istiyorum. Bu gizli resim hazinelerinin 'değerli' olduğu masalına da bir nokta koymuş oluruz.

Türkiye'de 'heykel' henüz bağımsızlaşamadı; bu iş devlet için 'ideoloji ve iktidar', yerel yönetimler için 'popülizm' simgesi olmakta direniyor. Resim de bir spekülasyon nesnesi olarak yıpratılıyor. Resim ve heykel, insanların dünyaya bakış açısını zenginleştiren, düşünceyi çeşitlendiren bir yaratıcılık ürünü olduğu için değil, ancak birileri tarafından kişisel çıkarlar için kullanıldığı ya da birilerinin gazabına uğradığı zaman dolaylı olarak gündeme geliyor. Heykel dikme ya da kentleri heykellerle süsleme işinin, günümüzün düşünsel/görsel değişimi bağlamında yeniden ele alınması gerektiği sanat çevrelerinin düzenlediği açıkoturum ve benzeri etkinliklerde bir çok kez dile getirildi. Bu tür kuramsal çalışmaların devlet, yerel yönetimler ve özel sektör tarafından gündeme alınmaması, sanat çevrelerinin kendi alanlarını yeterince savunamadıklarını ve haklarına sahip çıkamadıklarının göstergesi.

Bilindiği gibi heykel, tarih öncesi çağlardan günümüze insanın tanrıyı görselleştirmek ve kendisini ölüm gerçeğine karşın ölümsüzleştirmek arzusunu doyurmak için icat ettiği bir nesne. Modernizm heykeli, tanrı /iktidar/ideoloji simgesi olma felaketinden kurtarmak için yeni bir anlayış ve biçim icat ettiyse de, 20.yy komünist ve kapitalist kutuplaşması heykeli yine iktidarın görsel kanıtı olarak dayatmayı başardı. Sovyet ülkelerinin kentlerini dev idealist/ideolojik heykeller süslerken - bu heykelleri ortadan kaldırmak için de ayrıca para/çaba harcandı - liberal ülkelerin kentlerini de soyut/dekoratif/kitsch heykelleri süsledi. Gerçekte iki biçim arasında amaç ve kavram olarak hiç bir fark yok. Türkiye'nin büyük/küçük bütün kentlerinde kitlenin imgelemine silinmez bir görüntü olarak yerleştirilen Atatürk, Türk Büyükleri ve İstiklal Savaşı heykelleri de zaman içinde bu anlayışın iyice çarpıtılmış ürünleri olarak değerlendirilebilir. İdeolojik, çarpık ve kötü örnekler kitlenin temelde heykelin temsili varlığına direnen imgelemini iyice çarpıttı. Şimdi de sıra kent sokakları ve meydanlarına tüketim ideolojisinin 'gösteri' maddesinin içini dolduran nesneleri dikmeye geldi. Gökçek'in Ankara için öngördüğü heykel dizisi, bu kenti olsa olsa dünyanın 'kitsch deposu' yapabilir. Bürokratlar ve politikacılar şimdilerde devlet kaynakları yeterli olmadığı için heykel dikme işini bir kenara koydular, ama harcayacak paraları olduğu için heykel dikmeyi aklına koymuş olan yerel yöneticilerin hayallerinin rüküş olduğu bu gazetenin manşetine geçtiği için, daha fazla söyleyecek bir şey yok! Bu olayın benzeri, tüketimi canlandırma uzantısı olarak Nişantaşı'nda sık sık yaşanıyor. Aralarında ünlü tasarımcılar ve grafikçilerin de bulunduğu çok sayıda 'amatör enstalasyoncu' kendisine ifade alanı buldu. Neyse ki, 14 Şubat'da kar yağıyordu, böylece Şişli Belediyesi'nin sokakları kırmızı kalpler, kurdeleler ve tüllerle süsle(t)mesinden - ağaçlarla birlikte - kurtulduk; ama önümüzdeki tüketim şenliklerinde yeni örneklere tahammül etmeye hazır olalım.

Üstünde durulması gerken iki şey var:
Birincisi, bütün bunların uygulanmasına engel olacak güçte ve kararlılıkta bir sanat ortamı olmadığı gerçeği ortaya çıkıyor ki, bu vahim bir durum. İkincisi de bu siyasetçilerin ve yöntecilerin hayallerini uygulayan kişilerin kimlikleri. Bu kişilere 'sanatçı' deniyorsa, günümüz 'küresel' sanat anlayışı kapsamında üretim yapan kişilere yeni bir ad bulmamız gerekiyor.








BM CONTEMPORARY ART CENTER IS A NON-PROFIT INSTITUTION SINCE 1991
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Beral MADRA   C.tesi Nis. 07, 2007 3:56 pm

SAVAŞA KARŞI 2000 MENDİL

Istanbul sokakları ve meydanlarında savaş ve Nato zirvesi karşıtı protesto eylemleri sürerken, Fransa'nın batısında Maine-Loire bölgesinde bir kasabanın tarih müzesinde 2000 mendille 2000 insanın savaşla hesaplaşmalarını içeren bir yerleştirme sergileniyor.

Maçka Sanat Galerisi'nin Cholet Sanat ve Tarih Müzesi'nde sürmekte olan retrospektif nitelikli sergisinin Cholet ile dogrudan bağlantılı işini gerçekleştiren Handan Börüteçene, 1793-96 arasında Vendee köylülerinin isyanı ve isyanın katliamla bastırılmasının belgelerini içeren bu müzenin bütün salonlarında savaşları ve katliamı gösteren resimlere, vitrinlerin içindeki savaş araç gereçlerine Türkiye ve Fransa'da 2000 kişinin işlediği kırmızı ve beyaz mendillerle, daha önceki işlerinde yer alan kurşun zarflar ve merceklerle müdaheleler yapıyor. Cholet katliamı da günümüzdeki svaş ve katliamlar gibi dinsel çatışkıya dayanıyor. Vendee köylülerinin Katolik Kilise'sine karşı çıkan Fransız Devrimine karşı oldukça çaresiz bir başkaldırısı 200000 kişinin ölümüyle ve bir grup insanın Osmanlı topraklarına göçüyle sonuçlanıyor.

Börüteçene'nin "Sivil Atak" başlıklı işinde Cholet'in Tekstil Müzesi'nde üretilen 1000 adet kırmızı keten mendil (şimdilerde Cholet'in turistik simgesi) Istanbul'da ve kağıt mendile yenildiği için Türkiye'de oldukça zor bulunan aynı nitelikte 1000 adet beyaz keten mendil Cholet'de birbirini tanımayan insanlar tarafindan savaşa karşı duygu ve düşüncelerini dile getirecek biçimde yorumlandı. Börüteçene'nin işlerine özgü yöntem – tarihe doğru yolculuk yapıp, belge ve bilgiyi günümüze taşımak – bu kez iki kentten 2000 kişi arasında mendil yoluyla hem tarihsel hem de güncel ilişki kurdu.
Anı, bellek, ayrılık, kavuşma, işaret, ilişki gibi mendilin içerdiği bütün simgesel göndermeleri taşıyan ve izleyicinin doğrudan katılımını içeren iş, Cholet gibi, Fransa'nın gelenekçi ve tutucu bir bölgesinde kışkırtıcı bir işlev taşıyor. Sergiyi gezenler bir bakıma tarih müzesini gezemeyecek ; çünkü belgelerin ve nesnelerin büyük bölümü mendillerle örtülü. Ne ki, bu örtme eylemi aynı zamanda insanları bilinçlendirme eylemi. İşin bir boyutu da birbiriyle hiç karşılaşmayan – ya da karşılaşmak istemeyen – ama ortak yazgı söz konusu olduğunda aynı şeyi söyleyen insanları sanat nesnesi aracılığıyla bir birlikteliğe yönlendirmek.

Börüteçene, AB'ye girme sürecinde Fransız kamu oyunun Türkiye'yi yadsıyıcı bakış açısını değiştirme açısından etkin bir yapıt ortaya koyuyor.

Maçka Sanat Galerisi'nin Cholet Sanat ve Tarih Müzesi'ndeki sergisi için bu sayfada daha önce çıkan yazımda Handan Börüteçe'nin işi yanlışlıkla yayınlanamamıştı; kendisinden özür diliyorum.








BM CONTEMPORARY ART CENTER IS A NON-PROFIT INSTITUTION SINCE 1991
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
gezgin
göşkuşağı (onursal üye)
göşkuşağı (onursal üye)


Mesaj Sayısı : 297
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 01/05/07

MesajKonu: Geri: Beral MADRA   Paz Mayıs 27, 2007 4:26 pm

beral madra adını dumuştum ama hiç yazısını okumamıştım, adını neden duyduğumu yazısını okuyunca anladım. çok güzel bir yazı, sonrada sitesini gezdim. bu paylaşım için teşekkürler liman.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
nightnight
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 24
Yaş : 45
Kayıt tarihi : 29/12/06

MesajKonu: Geri: Beral MADRA   Paz Mayıs 27, 2007 4:46 pm

İlkeli ve tutarlı küratörlerimizdendir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.nihatkemankasli.com
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Beral MADRA   Bugün 4:52 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Beral MADRA
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Akademik Forumlar :: Makale-
Buraya geçin: