AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Halk Edebiyatı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Halk Edebiyatı   Cuma Ocak 26, 2007 12:20 pm

Türk Halk edebiyatı, XIII. yüzyıldan başlayarak, Anadolu'da başlıca iki kolda eserler vermiştir. Bunlardan biri, tasavvuf inanış ve düşünüşleriyle meydana gelen Halk Tasavvuf Edebiyatıdır ki buna Tekke edebiyatı demek de doğrudur.İkincisi, en önemli eser ve şairlerini bu bölümde göreceğiniz din dışı halk edebiyatıdır. Bu manada halk edebiyatı, İslam inanışlarına bağlı kalmak onun hey canlarını da yaşatmakla birlikte genel olarak, aşk şiirleri, tabiat şiirleri, destanlar, aşk ve kahramanlık hikâyeleri söyleyen ve daha başka sosyal konularda eser veren bir edebiyattır. Aynı edebiyat, aynı konular ve vakalarla bir halk tiyatrosu da meydana getirmiştir.Tasavvuf edebiyatı, XIII. yüzyılda Anadolu'da Mevlana Celâleddin Rumî gibi, yüksek zümrenin büyük sofileri elinde ve Fars diliyle eserler vermekte idi. Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled de yine Farsça ile yazdığı eserlerine bazı Türkçe kısımlar eklemişti.Fakat XIII. yüzyıl Anadolu'sunda Tasavvuf felsefesini, o zamana kadar görülmemiş derecede güzel bir Türk diliyle, Türk vezin, şekil ve kafiyeleriyle söyleyerek, yeni yurtta halk diliyle büyük bir tasavvuf edebiyatı kuran Ünlü şair Yunus. Emre'dir.

YUNUS EMRE (1238?-1320?):
Yunus Emre, yedi yüzyıldan beri, Türk halkı arasında, bir dinî destan kahramanı şöhretiyle yaşayan ve sevilen şairdir. Anadolu halkı, onun hayatı, şahsiyeti ve şiirleri çevresinde çeşit çeşit menkıbeler söylemiş; güzel şiirlerinin, ancak ilâhî bir kaynaktan alınan ilhamla söylendiği inancına varmıştır.

Bu sebeple onun, çok az bildiğimiz, gerçek hayatıyla ölçülemeyecek kadar geniş ve zengin bir destanî hayatı vardır. Yunus Emre'nin saf bir toprak adamı olduğu, hayatının ilk çağlarında rençberlikle yaşadığı söylenir. Allaha varma yollarını Hacı Bektaş Veli'den öğrenme fırsatını, saflığı yüzünden kaçırdığı, sonra Tapduk Emre'nin tekkesine koşarak, uzun yıllar bu tekkenin hizmetinde bulunduğu anlatılır; yıllarca bu tekkeye düz ve kuru odun taşıdığı, yıllarca seyahat ettiği ve bir gün kilidi açılıp dili çözülerek, duyulmamış derecede güzel şiirler, ilâhîler söylemeye başladığı hikâye edilir.

İşte, her menkıbenin bir parça da hakikat taşıdığı düşünülerek, gerek bu destanlardan, gerek Yunus'un kendi şiirlerinden ve ele geçen yazılı belgelerden çıkarılan bilgilere göre, Yunus'un büyük hayatı, şöylece özetlenir:

Yunus Emre, Anadolu'ya Horasan illeri'nden gelmiş bir aileye mensuptur. Şair XIII. yüzyılın ikinci yarısında ve XIV. yüzyıl başında Orta Anadolu’da yaşamış bir Türkmen dervişi idi

İlim âlemi yıllardan beri onun hayatını, nerede doğup, nerede öldüğünü araş­tırıyor. Halbuki bu büyük şairin Anadolu'da dokuz yerde mezarı vardır. Bir tek vücudun birden fazla yerde gömülü olması, daha bazı din uluları için de düşünülmüştür. Her şehir, her köy, Yunus'un kendi topraklarında gömülü olmasını istemiş, ona kendi bağrında bir makam hazırlamış, herhangi bir mezarın, onun mezarı olabileceği hayaline kapılmıştır.

Yine menkıbelerden ve şiirlerinden öğrendiğimize göre, Yunus, Mevlâna Ce­lâleddin Rumî ile Hacı Bektaş Veli ile ve XIII. yüzyılın diğer büyük Anadolu sofilerinden Saltuk Baba, Barak Baba, Tapduk Baba gibi şahsiyetlerle görüşmüş, bun­lardan Tapduk Baba'ya müritlik yapmıştır.
“Mescidde medresede çok ibâdet eyledüm” gibi sözler söylediği halde, bu büyük şairin medrese öğrenimi görüp görmediği bilinemiyor.

EDEBİ ŞAHSİYETİ
Yunus Emre, Türk düşünüş edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Onun uzun, devamlı hayat tecrübeleri, varlık, yokluk, aşk ve Allah hakkında hummalı zihin yoruşları vardır. İslam inanışının, üzerinde durmaktan çekindiği birçok problemler, Yunus'un serbest ve zeki düşüncelerine konu olmuştur. Şair, duyup düşündüklerini, sade bir Türkçeyle anlatmıştır “Salınur Tûba dalları - Kur'an okur hem dilleri
Cennet bağının gülleri - Kokar Allah deyü deyü”gibi sade, basit, fakat söylenilmesi güç mısralardır. Yunus Emre, her nesnede, her yerde, Allah’ın varlığını bulan bir şairdir. O yüzden şiirlerinde genellikle mistik bir hava vardır.

DİLİ ve SANATI
Onun, hiç bir yapmacığa sapmadan, bir sanat kaygısına düşmeden söylediği sade, külfetsiz fakat güzel şiirlerine bütün tasavvuf edebiyatında benzer şiirler bulmak kolay değildir. Yunus’un şiirlerinde tasavvufun söylenmesi güç fikir ve heyecanları, berrak bir su içindeymiş gibi, hemen görülür. Yunus bu şiirleri, eskiden öğrendiği bazı unutulmaz şiirleri hatırlıyor, onları tekrarlıyormuşçasına kolay söylemiştir. Yunus'un şiirlerinde İslami bir duyuş ve düşünüş sistemi olan tasavvuf felse­fesi, Yakın Doğu medeniyeti'nin ilhamıdır. Fakat geri kalan her şey, dil, vezin, nazım şekli ve eşsiz bir Türkçe ile söyleyiş, hemen tamamıyla millidir.

PÎR SULTAN ABDAL
XVI. yüzyıl Tekke edebiyatının coşkun ve Ünlü bir şairi de Pir Sultan Ab­dal'dır. Heyecanlı bir şair olması; halk tarafından çok tutulması; onun adının ve şiirlerinin yaşama­sını sağlayan sebeplerdendir. Pir Sultan'ın, halk deyimleriyle; Sivas dolaylarına ait coğrafya isimleriyle ve günün olaylarından yankılanmış heyecanlarla süslediği şi­irler, çok kere güzel ve samimidir. Ancak bu şiirlerde Yunus Emre'de okumaya alıştığımız, derin ve feragat dolu, ilahi aşk felsefesine, aynı kuvvetle rastlamak kolay değildir. Pir Sultan'ın şiirlerinde, bu şairin dünya işlerine ve dünya ihtiraslarına karışmasından doğan bir maddilik sezilir.

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ
Dede Korkut Hikâyeleri, fetih yıllarından beri Anadolu'nun doğusunda yaşayan Oğuz Türkleri'nin, Gürcü'ler, Abaza'lar, Trabzon Rumları ile yaptıkları savaşları anlatır; eski Türk mitolojisinden hatıralar yaşatır; bu ülkelere yerleşen Oğuz Türkleri'nin kendi iç maceralarını hikâye eder. Fakat bu hikâyelerin özü sayılan temel konular, Oğuz Türkleri'nin eski destanlarından alınmıştır: Bu gibi destan hatıraları, yeni coğrafyada, yeni tarih olaylarıyla birleşerek, yeni hikâyeler haline gelmiştir. Esasen Dede Korkut Hikâyeleri, bazen hikâye çehresi taşıdıkları, bazen masal çeşnisi gösterdikleri halde, daha çok destan adı verilecek özelliklerle söylenmiştir.

HİKÂYELERİN DİLİ
Dede Korkut Hikâyeleri, Türk halk dilinin kendi kelimeleri, kendi deyimleri, kendi hikâye üslubuyla ne güzel eserler verebileceğini meydana koyan değerli kaynaktır. Dede Korkut Hikâyeleri, yarı manzum, yarı nesir diliyle söylenmiş hikâyelerdir. Ancak bu hikâyelerdeki nesirde, nesirden çok nazma yakın bir ahenk vardır. Bu ahenk, nesir cümlelerinin yer yer vezinli parçalarla, iç kafiyeleriyle seslendirilmesinden doğmuştur. Manzum parçalarda, bazen, muntazam nazma, bazen serbest söyleyişe yaklaşan bir çeşitlilik vardır. Muntazam mısraları 4 + 4 + 4 ya da 4 + 3 ve 4 + 4 vezinleriyle, bazen de 4+ 4 + 3 ahengiyle söylenmiştir. Nesir cümlelerindeki vezinli parçalarda da yine bu vezinlerin ahengi vardır.

HİKÂYELERİN YAZARI
Bugün elimizde bulunan Kitâb-ı Dede Korkut adlı yazma eserde bir başlangıç yazısından sonra, 12 ayrı hikâye vardır. Fakat müstakil maceralar gibi görünen bu hikâyelerin birleşen tarafları çoktur. Bazı hikâyelerdeki olay ve kahramanların öteki hikâyelerle ilgili olması, Dede Korkut isimli, bilgili Oğuz atası'nın, her hikâyede ufak, büyük bir vazife görmesi, hikâyeleri birleştiren taraflardandır.

Hikâyelerin gerek manzum, gerek mensur parçalarında, böyle birbirine benzer sözler, hitaplar, şahıs ve tabiat tasvirleri çoktur. Hatta bazı araştırıcılar Dede ­Korkut Hikâyeleri’ndeki bu söyleyiş benzerliğine dikkat ederek, hikâyelerin bugün adını bilmediğimiz -çok usta- bir yazar tarafından yazıldığını ileri sürmüşlerdir.

Şu halde Dede Korkut Hikâyeleri’ni -şimdilik- Oğuz Türkleri arasında o çağların gelenekleşmiş hikâye Üslubuyla söylenen destanî halk hikâyeleri diye tanımaktayız. Bu hikâyeler, XV. yüzyılın ilk yıllarında, okuma yazma bilen herhangi bir meraklı, belki de hikâye anlatmayı meslek edinmiş bir halk hikâyecisi tarafından bir deftere yazılarak ölümsüzleştirilmiştir. Bu hikâyeler tıpkı Türk destanları gibi, bir tek şahsın değil, bütün bir milletin hikâye yaratma hünerleriyle meydana gelmiş ortak halk edebiyatı verimleridir.

HİKÂYELERDE DESTAN ve MİTOLOJİ HATIRALARI
Dede Korkut Hikâyeleri'nde eski Türk destanlarından yankılar yaşadığını söylemiştik. Mesela bir kısım Dede Korkut kahramanları, eski destanlardaki gibi, bir canavar öldürdükleri ya da canavarlarla güreştikleri için şöhret kazanırlar; at, ağaç, ışık, su sevgisi gibi milli destan unsurları, Dede Korkut Hikâyeleri’nde de vardır. Altın, gümüş, bakır, çelik (pulat) gibi. Türkçe maden isimleri hikâyelerde aynı Önemle anılmaktadır.

HALK EDEBİYATININ GELİŞMESİ
Anadolu'da Türk Halk Edebiyatının, bu arada Halk şiirinin, milli vezinler, milli şekiller, milli duygu ve söyleyişlerle adeta klasik bir çehre alarak gelişmesi, XV.-XVII. yüzyıllarda olmuştur. XV. yüzyılda Bahşi XVI. yüzyılda Kul Mehmed, Öksüz Dede, Hayalî ve Köroğlu gibi tanınmış şairler yetiştiren halk şiirinin, daha çok sayıda kudretli şairler elinde bir altın devri yaşadığı yüzyıl ise XVII. yüzyıldır.

Bu yüzyıllarda ellerinde sazlarla; diyar diyar dolaşıp, gördükleri yurt güzelleri ve yurt güzellikleri için şiirler söyleyen saz şairleri, Türkiye'de gittikçe gelişen bir Halk edebiyatının şöhretli ozanlarıydı. Saz şairleri, ordularda, kışlalarda, hudut boylarında bazen bir Türk askeri olarak vazife alıyor; çeşitli savaş türküleri ve kahramanlık şiirleri söylüyorlardı. Aynı şairlerin türkülerinde, koşma'larında, des­tanlarında, yaşadıkları çağın sosyal hayatından yankılar bulunuyor, Türk milleti­nin, tarih ve topluluk olayları karşısındaki duygu ve düşünceleri işleniyordu.

Saz şairleri, halk toplantı yerlerinde çok sevilen, çok aranılan kimselerdi. Ay­nı toplantılarda Halk hikâyecileri de bulunuyordu. Hikâyeciler, halka eski des­tanları tekrarlıyor, dini hikâyeler anlatıyor; günün sosyal hayatından alınmış ko­nuları hikâye ediyorlardı. Sosyal hayatın bozuk tarafları, komik sahneleri, halkın gözünden kaçınıyor, halk zekâsı, hikâyecilerin eliyle bunları kuvvetle karikatürize ediyordu.
Hikâyecilerin yaptığı iş, bir taraftan da halk tiyatrosunda, Ortaoyunu, gölge oyunu (Karagöz) olarak sahneye konuluyordu.

Bütün bu Halk edebiyatı hareketleri yüksek zümre tarafından layıkıyla mühimsenmediği için, onların bu söyleyişleri, okuryazarlar tarafından yazıya geçirilmiyordu. Bazı mutlu tesadüflerle yazıya geçebilenlerin dışında kalan birçok şiirler ve hikâyeler, ancak Türk halkının vefalı hafızasında yaşıyor, birçokları da tarihin karanlığına gömülüyordu. Sazlarla birlikte söylendikleri için halk dilinde güzel sesleriyle yaşayan bu şiirlerin birçoğu, yazılı edebiyata daha sonraki yüzyıllarda geçmiştir.

Halk edebiyatı, XVII. yüzyılda, halk şiiri, halk hikâyesi, halk tiyatrosu alanla­rında eserler vermiş; Halk şiirinin en büyük saz şairleri, halk hikâyecileri, Karagöz, Orta-oyunu gibi halk tiyatroları, saraylara da girerek, yüksek zümre arasında ciddi bir rağbet görmeye başlamıştır.
İmparatorluğun her köşesine yayılan saz şairleri, yeniçeriler, sipahiler, levent­ler gibi askerî topluluklar içinde; kahvehaneler, bozahaneler, gezinti yerleri gibi, halk toplantı yerlerinde yetişiyor, şiirlerini de yine buralarda söylüyorlardı. Cura, çöğür, tanbura gibi çeşitli sazlar çalan bu şairlerin, askeri alaylara katıldıkları da oluyordu.

Bir kısım saz şairleri, yalnız hece vezniyle ve milli nazım şekilleriyle şiir söylemekle yetinmiyor, aruz veznini ve Divan şiirinin nazım şekillerini de kullanı­yorlardı. Bu tarz Halk şiirlerinde Divan şiirinin kelime, deyim, teşbih Ve kavramlarına yer verildiği görülüyor; buna karşı, Divan şiiri lisanında da halk deyimlerinin yer bulduğu oluyor, yüksek zümre şairlerinin halk tarzı şiirden hoşlanmaya başladıkları seziliyordu.

XVII. yüzyılın tanınmış saz şairleri içinde, Kuloğlu, Kâtibi, Kayıkçı Kul Mus­tafa, Âşık Gazi, Âşık Hasan, Demircioğlu gibi önemli isimler vardır. Bunlar ara­sında sivrilerek, büyük şöhret yapmış en namlı şairler ise, Âşık Ömer, Gevheri ve Karacaoğlan'dır.

KARACAOĞLAN
Türk saz şairleri içinde tamamıyla halk zevkine bağlı kalarak, şiirlerinde bu zevkin bütün inceliklerini, saf ve yerli söyleyişlerini dile getiren şair, Karacaoğ­lan'dır. Karacaoğlan, elde edilen son bilgilere göre, XVI. asrın ikinci yarısında ve XVII. asır başlarında yaşamış bir saz şairidir. Şiirlerinde Divan kültürü bulunan, XVII. asır saz şairi Âşık Ömer'in Karacaoğlan'dan bahsederken, onu, «saçma sa­pan söz söyleyen kimse» anlamında kullandığı ozan kelimesiyle yâd ettiği bilinir. Âşık Ömer, ozan kelimesini, yüksek zümre dilindeki mana ile kullanmış ve ken­dinden önce yaşayarak, yalnız halk tarzında söyleyen Karacaoğlan'ı küçük görmüştür. Buna mukabil, Karacaoğlan, (belki de kendisine divan kültürü'nü tanıta­cak bir çevrede yetişmediği için) daha çok, halk nazım geleneğinin ve tarihi halk söyleyişinin bir temsilcisi olmuştur.

Gezici saz şairi hayatına uyarak diyar diyar dolaşan şair, her ayrıldığı yerden yeni bir yurt güzelinin özlemini yüklenerek ayrılmış; her vardığı yerde, yeni bir yurt güzeline gönül vermekte gecikmemiştir. Al veya mavi kadife şalvarlar giyen, saçları dizlerine kadar uzanmış, ibrişim kuşaklar sarınan; ellerinde, başlarında gül ve papatya dizileri taşıyan bu yurt güzellerini Karacaoğlan öve öve bitiremez. Ağızlarının oğul balı gibi tatlı olduğunu, seslerinin kumru sesi gibi nazlı olduğunu, bu yerli ve milli güzelliğin farkında olarak söyler.
Şair:
Ela gözlerini sevdiğim dilber
Kokuya benzettim güller içinde
İnceciktir belin, hilaldir kaşın
Selviye benzettim dallar içinde
gibi söyleyişleriyle, ne kadar yerli ise,
İndim seyran ettim Frengistanı
İlleri var bizim ile benzemez
Levin tutmuş goncaları açılmış
Gülleri var bizim güle benzemez

gibi söyleyişleriyle de o kadar millidir. Aynı şiirde. Karacaoğlan'ın, bu yabancı illerde konuşulan dili yadırgayarak çok sevdiği Türkçe'ye benzemeyen bu dillerden hoşlanmadığını;
Güzelleri şarkı söyler çığrışır
fakat

Dilleri var bizim dile benzemez
diye, Türkçe konuşulmayan yerleri sevmediğini ve bu duygusunu:
Vatan tutup bu yerlerde kalınmaz
İlleri var bizim ile benzemez
diye ifade eder.

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:15 am

HALKEVLERİNİN KURULUŞU VE ÇALIŞMALARI


19 Şubat 1932’de resmen açılan halkevleri, Atatürk’ün direktifleriyle kurulmuş ve kısa zamanda Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış çok önemli bir kültür kurumudur. Halkevleri çalışmaları Cumhuriyet Halk Fırkasının parti programındaki ilkeler doğrultusunda yürütülmüştür. Bu kurumlar 1932-1951 yılları arasında Türkiye’nin toplumsal ve kültürel tarihinde önemli roller oynamıştır. Başta Atatürk olmak üzere, dönemin önde gelen devlet adamları zaman zaman halkevleri çalışmalarına bizzat katılmak suretiyle bu kurumları desteklemişler, böylece geniş halk kütlelerinin halkevlerinde yapılan faaliyetlere katılımını sağlamışlardır.

Halkevleri her şeyden önce, halka yeni Türkiye’nin hedeflediği çağdaş medeniyet seviyesine ulaşma amacına uygun bir eğitim vermeyi hedefleyen yaygın eğitim kurumlarıdır. Dolayısıyla bu kurumların kuruluşu, teşkilât yapısı ve çalışmalarına geçmeden evvel, Türkiye’de halk eğitimi (terbiye-i avam) düşüncesinin tarihi seyrine kısaca değinmekte yarar vardır.

Türkiye’de halk eğitimi düşüncesi oldukça eskilere dayanır. Örneğin Anadolu’nun henüz Türkleşmeye başladığı 13. yüzyıldan itibaren ortaya çıkan tekkeleri, zaviyeleri ve ahî örgütlerini, kendine has diğer özellikleri yanı sıra, aynı zamanda birer halk eğitimi kurumları gibi görebiliriz. 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet’in kendi adına bir cami yaptırdığı ve caminin yanına bir sübyan mektebi kurduğu bilinmektedir. Bu mektep halkçılık ve hayır işleme amacıyla kurulmuştur. Ayrıca dinî ve skolastik bir eğitim kurumu olan medreseler hem parasız olmaları hem de yedirme ve giydirmeye avantajları bakımından halkçı kurumlardır. Medreseler bu özelliklerini 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam ettirmişlerdir. Fakat yüzyılın ortalarından itibaren çağın gelişmelerine ayak uyduramayan bu kurumlar, eski önemini kaybetmiş; medreselerin yanına modern usullerle eğitim veren yeni mektepler açılmıştır. Bununla beraber eğitimdeki mevcut boşluk giderilememiş ve 1865’te bir çıraklık eğitim merkezi olarak Cemiyet-i Tedrisiye-i İslâmiye kurulmuştur. Bu cemiyetin bünyesinde 1873’te halk eğitimi tarihinde önemli bir adım sayılan Darüşşafaka-yı İslâmiye açılmıştır. Darüşşafaka-yı İslâmiye, kimsesiz Müslüman çocuklarına mahsus bir şefkat yuvası olarak bugüne kadar yaşamıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:15 am

Meşrutiyet döneminde ise halk terbiyesi işiyle uğraşan çok sayıda dernek kurulmuştur. Siyasî bir kurum olmakla birlikte, eğitim meselesini birinci plânda tutan İttihat ve Terakki Cemiyetinin Türkiye’nin bir çok yerinde İttihat ve Terakki Mektepleri adıyla parasız mektepler açtığı bilinmektedir. Yine İttihat ve Terakki Partisinin himayesinde kurulan Türk Gücü Cemiyeti (Kuruluşu 1913), Osmanlı Güç Dernekleri (Kuruluşu 9 Nisan 1914), Genç Dernekleri: Gürbüz Derneği ve Dinç Derneği (Kuruluşu 1916) gibi kurumlar halk eğitimi alanında ciddî çalışmalar yürütmüştür. Başlangıçta İttihat ve Terakki Partisi ile doğrudan bir ilişkisi olmamakla beraber, sonraları çalışmalarını bu partinin dünya görüşü doğrultusunda yürüten Türk Ocakları da halk eğitimi tarihinde önemli bir kilometre taşıdır (Kuruluşu:12 Mart 1328/25 Mart 1912). Bunlara ilâveten 1 Ağustos 1331/1915’te kurulan ve başkanlığını Süleyman Nesip Bey’in yürüttüğü Millî Talim ve Terbiye Cemiyeti de büyük ölçüde halk eğitimi ile uğraşan bir dernektir[1][1]. Kısaca Türkiye’de halk eğitimine yönelik hareketler Anadolu’nun henüz Türkleşmeye başladığı 13. yüzyıldan itibaren başlamış, yüzyıllarca aralıksız devam etmiş, Meşrutiyet döneminde ise daha yaygın ve daha organize bir duruma gelmiştir.

Cumhuriyetin ilânını takip eden yıllarda halk eğitimiyle ağırlıklı olarak Türk Ocakları ve Millet Mektepleri uğraşmıştır. Kitap ve dergi yayıncığı, kütüphaneleri, dil ve edebiyata dair çalışmaları, köycülük faaliyetleri, kır gezileri ve sportif etkinlikleriyle Türk Ocakları halk eğitimi alanında önemli bir yere sahiptir[2][2]. 1 Ocak 1929’da açılan Millet Mektepleri ise halka yeni harflerle okuma yazma öğretmek amacıyla kurulmuş, yeni harfler yaygınlaşıp okuma yazma bilenlerin sayısı belli bir sayıya ulaşınca kapanmıştır. Gerek Türk Ocakları gerekse Millet Mektepleri esasen halkevleri ve benzer kurumlara Türk toplumunun yabancı olmadığını göstermektedir
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:15 am

HALKEVLERİNİN AÇILMA SEBEPLERİ


Halkevlerinin açılmasının gerisinde yatan pek çok sebep vardır. Bunları siyasal ve kültürel olmak üzere iki grupta toplayabiliriz:

Siyasal Sebepler

Cumhuriyetin ilânından halkevlerinin kurulduğu tarihe kadar geçen yaklaşık 10 yıllık sürede yeni Türkiye’nin bütünlüğünü tehlikeye atan veya Cumhuriyet rejimini kökten değiştirmeyi amaçlayan birtakım siyasî hareketler meydana gelmişti. Doğu vilâyetlerinde başlayan Şeyh Sait İsyanı (Başlaması:13 Şubat 1925–kesin olarak bastırılışı: 31 Mayıs 1925), Menemen’de Derviş Mehmet ve bir kısım arkadaşının başlattığı gerici hareket ve Kubilay adlı yedek subay öğretmenin şehit edilmesi (23 Aralık 1930) gibi tehlikeli teşebbüsler, yeni rejimi tehdit eden ve devleti dinî esaslara dayandırmayı amaçlayan başlıca siyasî hareketlerdi. Ayrıca Atatürk’ün teşvikiyle kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası (Kuruluşu: 12 Ağustos 1930, kendisini feshetmesi 17 Kasım 1930) kısa sürede memleket genelinde teşkilâtlanma çalışmalarını tamamlamış ve iktidara aday bir siyasî parti haline gelmişti. Serbest Cumhuriyet Fırkasının beklenmedik bir ilgiyle karşılanması ve yeni rejime muhalif unsurların bu fırkanın çatısı altında toplanması Atatürk ve diğer CHF yöneticileri tarafından endişeyle izleniyordu. Diğer bir ifadeyle yapılacak ilk seçimde CHF iktidarı sona erebilir; yeni Türkiye SCF vasıtasıyla sonu belli olmayan bir maceraya sürüklenebilirdi. Bunlara ilâveten Cumhuriyet Halk Fırkasının bir kültür kolu olmakla beraber zaman zaman siyasî çalışmalar da yürüten Türk Ocakları, bazı açılardan CHF ile ters düşüyordu. Bir kısım Türk Ocağı şubeleri ve üyelerinin SCF’ye geçmesi, bazı şubelerde ise doğrudan Halk Fırkası aleyhine çalışmalar yapılması CHF yöneticilerinde Türk Ocakları aleyhinde bir düşüncenin gelişmesine sebep olur. Hatta Türk Ocağı teşkilâtının bulunduğu yerlerde partinin teşkilât kuramaz hâle geldiğini belirten CHF müfettişleri, raporlarında “Türk Ocakları bu gidişlerinde bırakılacak olursa, çok daha kötü sonuçlar doğabileceğini’ söylemeye başlamışlardı”[3][3]. Devletin ve partinin geleceğini tehdit eden bu tür olumsuz gelişmeler Atatürk ve CHF yöneticilerini yeni ve radikal önlemler almaya sevk etmiştir.

Türk Ocaklarının kapatılarak bir süre sonra halkevlerinin dış siyasal sebeplere de dikkat etmek gerekir. Türk Ocaklarına dair bir araştırma yapan Füsun Üstel’in belirttiğine göre, Ocakların kapatılmasındaki dış etkenlerin çoğu “Ocakların ‘Turancı’ eğilimlerinin 1930’larda iyi ilişkiler içinde bulunduğumuz SSCB tarafından kendi varlığına karşı bir tehdit olarak algılanması noktasında yoğunlaşmaktadır. 1930-1931 döneminde SSCB’nin Türkiye Büyükelçiliği görevinde bulunan Surits’in, Ocakların kendi ülkesi ile fazla ilgilenmesi ve üyeleri arasında yayılmacı amaçlar taşıyan kişilerin varlığı nedeniyle dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü’yü (Aras) uyarması ve Türk Ocakları merkez binasının mimarı Arif Hikmet Koyunluoğlu’nun belirttiğine göre Azerbaycan Elçisi İbrahim Abilof’un ‘Paşam, biz sizinle dostuz. Kurtuluş Savaşında bu dostluğu ispatladık. Para, silah yardımı yaptık. Ancak Türk Ocağında dostluğa yakışmayan bazı olaylar oluyor. Burada Türkistan’ı alacağız, Azerbaycan’daki Türkleri kurtaracağız diye konferanslar veriliyor. Bu dostluğa yakışmaz, bunun önlenmesini istiyoruz.’ şeklinde eleştiride bulunması”[4][4] halkevlerinin kurulma sürecinde önemli bir rol oynamıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:16 am

Kültürel Sebepler

Cumhuriyetin ilânından sonra kültürel alanda bir dizi inkılap yapıldı. Ancak yukarıda kısaca değindiğimiz siyasî gelişmeler, yapılan inkılapların halk tarafından tam olarak benimsenmediğini göstermektedir. Bu bakımdan inkılâbın halka mal edilmesi, derinleştirilmesi ve halkın eğitilmesi için herkesin rahatlıkla çalışmalarına katılabileceği yaygın bir teşkilâta ihtiyaç vardı. 1929’da halka yeni harflerle okuma-yazma öğretmek amacıyla bir yaygın eğitim kurumu olarak Millet Mektepleri açılmıştı. Fakat, bu kurumlardan pedagojik alanda istenilen verim alınamamış olmalı ki Millet Mekteplerinden daha geniş ve daha kompleks bir kurum olan halkevleri kurulmuştur.

Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti ilk çağlardan beri birçok medeniyetin geliştiği bir coğrafya üzerindeydi. Anadolu’da eski medeniyetlerden kalma çok sayıda tarihî değere sahip eser vardı. Bunların korunması, meydana çıkarılması ve gelecek nesillere aktarılması için sistemli çalışan bir teşkilâtın gerekliliği hissedilmekteydi. Kaldı ki Osmanlı döneminde Anadolu’daki tarihî kıymeti olan pek çok eserin yağma edilerek yurt dışına kaçırıldığı bilinen bir gerçektir. Ayrıca sanatı geliştirmek, sanatkârı himaye altına almak, sağlıklı ve gürbüz nesiller yetiştirmek, köyle şehir arasındaki kültürel ve ekonomik farklılıkları gidermek, halkı hurafelerden kurtarıp onları modern bir zihniyetle yetiştirmek, yeni rejim için tehdit unsuru olabilecek bazı düşüncelerin gelişme olanağı bulduğu çeşitli sivil toplum örgütlerini kontrol altında tutmak gibi hususları da halkevlerinin kuruluş sebepleri arasında saymak mümkündür.

Yukarıda kısaca değindiğimiz siyasal ve kültürel sebepler, genel olarak iki noktada birleşmektedir: Ekonomide liberalizmi benimseyen SCF’nin 1930’lu yılların Türkiye’sinde yaşama alanı bulamaması ve benzer düşünce yapısına sahip insanların toplandığı Türk Ocaklarının kapatılması aslında, devletçilik ilkesinin tam manasıyla Türkiye’ye yerleştirilmek istenmesine bağlanabilir. Böylece serbestçilik yerine devletçiliği, ferdiyetçilik yerine halkçılığı ikâme edecek ve daha güçlü bir şekilde savunacak bir kurum olarak halkevleri kurulmuştur. Nitekim katı bir şekilde uygulanan devletçilik kurallarının 1945’ten itibaren gevşetilmesi ve kısmen serbest bir ortamın yaratılmasıyla birlikte, halkevlerinin faaliyetleri yavaşlamış, Türk Ocakları da yeniden açılmıştır.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nden sonra Cemal Paşa, Enver Paşa ve Talât Paşa gibi İttihat ve Terakki Partisinin önde gelen bazı yöneticileri yurt dışına kaçmıştı. Bununla beraber, bilhassa Enver Paşa’nın gerek Mütareke Dönemi’nde gerekse Cumhuriyetin ilânından sonra Türkiye’ye gelmek ve yeniden iktidarı ele geçirmek için ciddî girişimlerde bulunduğu bilinen bir gerçektir. Suna Kili’nin belirttiği gibi “gerçi I. Dünya Savaşı’ndan yenilgi ile çıkılması İttihatçıların saygınlığını büyük ölçüde azaltmış, bunları gözden düşürmüştür. Fakat eski, deneyimli ittihatçılar el altından çalışmalarını sürdürmekte, Anadolu Ulusal eyleminin yönetimini ele geçirmek, yeniden kurulacak devletin başına geçmek istemektedirler”[5][5]. Türkiye Büyük Millet Meclisinde kırk kadar ittihatçının bulunduğu ileri sürülmektedir. TBMM’deki ittihatçılardan bir kısmı sadece Millî Mücadele esnasında değil, aynı zamanda Millî Mücadeleden sonraki dönemlerde de Rusya’da bulunan Enver Paşa ile sürekli ilişki içerisinde bulunmuşlar, kurulacak devletin başına Enver Paşa’yı geçirme plânları yapmışlardır. Enver Paşa da Anadolu’ya geçmek ve yeniden iktidarı ele geçirmek için her yolu denemiş, hatta yeni Rus yönetimiyle bu konuda görüşmeler bile yapmıştır. Enver Paşa’nın Anadolu’daki yandaşları da her türlü muhtemel gelişmeyi düşünerek çeşitli siyasal gruplarda yer almışlardır. Sol eğilimli Halk Zümresi, Komünist Parti, Halk İştirakıyyün Partisi ve Yeşilordu gibi siyasal gruplarda epeyce ittihatçı vardır[6][6]. Söz konusu siyasal teşekküllere bir kültür kurumu olmakla birlikte, daha önce İttihat ve Terakki Partisinin görüşleri doğrultusunda çalışmalar yürüten Türk Ocaklarını da ilâve edebiliriz. Enver Paşa ve onun çevresinde gelişen bu hareketler Cumhuriyetin ilânından sonra bile Atatürk ve CHF’ye gerek yurt dışından gerek yurt içinden ciddî bir muhalefet hareketi olduğunu göstermektedir. Bu durumun Atatürk’ü ve diğer CHF yöneticilerini yeni ve radikal önlemler almaya sevk ettiğini düşünebiliriz. Böylece Enver Paşa’yı destekleyen ya da destekleme ihtimali olan Türk Ocakları kapatılmış, yerine CHF ile organik bir bağa sahip olan halkevleri açılmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:17 am

HALKEVLERİNİN AÇILIŞI Ve GELİŞMESİ


Yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı, halkın tamamını içine alacak ve halkı devletin belirlediği yeni esaslar doğrultusunda eğitecek yaygın bir teşkilât kurma düşüncesi 1930’lu yılların sonunda ortaya çıkmaya ve şekillenmeye başlamıştır. Resmî açılışı 19 Şubat 1932’de yapılan halkevlerinin kuruluşu, teşkilât yapısı ve faaliyetlerine geçmeden önce halkevleri açma düşüncesinin gelişim seyrine kısaca değinmekte yarar vardır.

Halkevleri açma düşüncesinin gelişmesinde Türk Ocakları önemli bir yere sahiptir. 1930-1932 yılları arasında Ocaklarda gerçekleştirilen konferans, film gösterimi gibi çalışmalar, bir bakıma, halkevlerini açma düşüncesinin zeminini hazırlamıştır. Bu düşüncenin gelişimine yardım ettiğini düşündüğümüz ve 1930-1931 döneminde Türk Ocakları tarafından gerçekleştirilen başlıca faaliyetler şunlardır: Vildan Aşir (Savaşır): Halk Terbiyesi ve Spor (konferans); Hamit Zübeyr (Koşay): Halk Terbiyesi (konferans); Yusuf Akçura: Alman ve Çek Milliyetperverliğinin Temelleri (18 Aralık 1930/ konferans); Selim Sırrı (Tarcan): Sokol Teşkilâtı (26 Aralık 1930/konferans). 1930 yılı Aralık ayının sonlarına doğru Spor Kongresi murahhaslarına ve zabitana Sokol Teşkilâtına dair film gösterimi. Vildan Aşir (Savaşır) Bey Sokol Teşkilâtı (12 Ocak 1931/konferans)[7][7]. Türk Ocaklarında yapılan bu çalışmalarla halkevlerinin kurulması için, en azından düşünce plânında belirli bir ortam hazırlanmıştır. Bu durum halkevleri talimatnamelerinde de açıkça vurgulanır[8][8].
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:17 am

Halkevleri açma düşüncesine dair basında tespit edebildiğimiz ilk haber, halkevleri açılmadan yaklaşık bir sene önce, 2 Ocak 1931’de çıkmıştır. Atatürk 1 Ocak 1931’de İstanbul’da gazetecilere halkevlerinin kurulacağını söyler. 2 Ocak 1931 tarihli Milliyet gazetesinde halkevlerinin açılacağı ve konunun CHF kongresinde görüşüleceği belirtilir[9][9]. Yine Atatürk’ün 1931 yılı Şubatında geniş çaplı bir yurt gezisine çıktığı ve bu gezide halkın inkılâba bakışını değerlendirdiği bilinmektedir. Atatürk’ün gezi programında yer alan Aydın ziyareti, Türk Ocaklarının sonunu getirmesi, buna karşılık halkevlerinin kuruluş sürecini hızlandırması bakımından üzerinde durulması gereken bir gezidir. Gazi, Aydın gezisinin 3 Şubat 1931 Salı günkü programında Aydın Türk Ocağını da ziyaret eder ve Türk Ocağı mensuplarıyla bir sohbet toplantısı düzenler. Söz konusu toplantıda Ocaklıların inkılâba karşı görev ve sorumluluklarını yeniden hatırlatan Atatürk,. vasıtasızlıktan köylere gidip halk ile temas edemediklerinden şikâyetçi olan bir ocaklıya verdiği cevapta, şeyh ve müritlerin köye giderken otomobil masrafını düşünmediklerini, bir mefkureye bağlananların gayeleri uğrunda her türlü zahmet ve fedakârlıktan zevk alacaklarını ilâve eder[10][10]. Esasen, Atatürk Aydın seyahatinde Türk Ocakları çalışmalardan pek de memnun olmadığını dolaylı bir şekilde ifade etmiştir. Gerek 1 Ocak 1931’de gazetecilere halkevlerine dair beyanat vermesi gerekse yurt gezisinde Türk Ocaklarında yapılan çalışmalardan memnuniyetsizliğini belirtmesi, Atatürk’ün 1931 yılı başlarında Türk Ocaklarını feshedip halkevlerini kurmayı plânladığını ortaya koymaktadır.

Halkevlerine dair ilk araştırmalardan birini yapan Anıl Çeçen, 1931’de halkevleriyle ilgili bir gelişmeye dikkati çeker. Anıl Çeçen’e göre, Cumhuriyet döneminde Avrupa’ya eğitim için gönderilen ve halk eğitimi üzerine özel çalışmalar yapan Vildan Aşir Savaşır Çekoslovakya’da halk eğitimi alanında faaliyette bulunan Sokol adlı bir gençlik teşkilatını incelemiş ve 1931 yılının sonlarına doğru, bir gün Türk Ocağı binasında Avrupa’daki halk eğitimi uygulamalarıyla beraber bu teşkilata dair bilgi vermiştir. Daha sonra konuyu Ankara radyosunda verdiği bir konferansta tekrarlayan Vildan Aşir, ülkede benzer kurumların kurulup kurulamayacağı hakkında bir tartışma başlatmıştır. Çeçen, bu tartışmalardan sonra, Atatürk’ün Vildan Aşir’i telefonla arayarak kutladığını bazı çalışmalar için hazır olmasını istediğini yazmaktadır[11][11]. Ancak Anıl Çeçen’in bu konuda anakronizme düştüğü ve çelişkili bilgiler verdiği anlaşılmaktadır. İlk olarak 1931 sonlarında Türk Ocakları çoktan kapatılmış, bir çok merkezde Türk Ocakları binalarında halkevlerinin açılması için hazırlıklara başlanmıştı. İkinci olarak, Vildan Aşir (1903-1985?-86) Türk Ocağındaki Sokol Teşkilâtına dair konferansını daha önce belirttiğimiz gibi 12 Ocak 1931’de vermiştir. Yani Konferans 1931 yılı sonlarında değil, başlarındadır. Kaldı ki Vildan Aşir, gençliğinde atletizmle uğraşan başarılı bir sporcudur. 1925 yılında Selim Sırrı Bey’in himayesinde, Çeçen’in ifade ettiği gibi Çekoslovakya’ya değil; İsveç’e beden terbiyesi eğitimi için gönderilmiştir. 1928’de Türkiye’ye dönen Vildan Aşir, Gazi Terbiye Enstitüsünde beden eğitimi öğretmeni olarak görev almıştır. Kendisi anılarında halkevlerinin kuruluşunu anlatırken 1930 sonlarıyla 1931 yılı başlarında Türk Ocağında böyle bir konferans verdiğini doğrulamakla birlikte, Sokollardan ve Çekoslovakya’dan söz etmemektedir. Ancak halkevlerinin isim babası olup olmadığına dair bir soruya “farkında olmadan öyle olmuşuz”[12][12] cevabını vermekte ve halkevlerinin kuruluş çalışmalarına katıldığını belirtmektedir. Ancak biz Vildan Aşir Savaşır’ın halkevleri düşüncesinin gelişiminde rolü olduğunu kabul etmekle beraber, Vildan Aşir’in hamisi Selim Sırrı Tarcan’ın, Türk Tarih Tetkik Kurumu başkanı Yusuf Akçura’nın ve Hamit Zübeyr Koşay’ın halkevleri fikrinin şekillenmesinde daha etkili olduğunu düşünüyoruz. Zaten Sokol Teşkilâtı hakkında Türk Ocağı’ndaki ilk konferansı (26 Aralık 1930) Vildan Aşir değil, Selim Sırrı Tarcan vermiştir. Ayrıca muhtemelen konferansın verildiği günlerde Sokol Teşkilâtı faaliyetlerine dair bir film gösterimi yapıldığını biliyoruz. Diğer bir deyişle halkevleri kurulması Vildan Aşir’in Çekoslovakya’daki Sokol teşkilâtının incelemesiyle olup bitmiş bir hadise değildir. Zaten Atatürk gazetelere halkevlerinin kurulacağına dair beyanatını Vildan Aşir’in konferansından 10 gün önce vermiştir. Bu bakımdan, halkevlerinin kurma düşüncesinin bizzat Atatürk tarafından geliştirildiğini tahmin ediyoruz. Nitekim, bu düşüncesini somutlaştıran ve kamu oyunu hazırlayan Gazi, CHF Kültür ve Gençlik Teşkilâtından sorumlu İdare Heyeti azası Dr. Reşit Galip’i halkevleri teşkilâtının kurmak için görevlendirmiştir.

Anıl Çeçen, Reşit Galip’in halkevleri konusunda düşünen aydınları Türk Ocağında bir toplantıya çağırdığını söyledikten sonra, şu bilgiyi verir: “Bu toplantıya; Reşit Galip, Şevket Süreyya Aydemir, Recep Peker, Ali Rana Tarhan, Hasan Cemil Çambel, Ziya Cevher Etili, Münir Hayri Egeli, Cevdet Nasuhi, İsmail Hüsrev Tökin, İshak Refet, Hamit Zübeyir Koşay, Sadi Irmak, Behçet Kemal Çağlar, Vildan Aşir Savaşır katılmıştır. Toplantıyı Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip devrimci bir heyecanla açmış ve Mustafa Kemâl’in Halkevleri’nin kuruluşu ile direktiflerini bu heyete anlatmıştır. Kurulması istenen Halkevleri’nin hazırlıklarına hemen başlanacağını, bu heyetin de görevinin bu olduğunu söylemiştir”[13][13]. Gerek Anıl Çeçen’in verdiği bilgilerden gerekse Vildan Aşir’in anılarından hareketle, söz konusu toplantının 1931 yılının ilk aylarında yapıldığını tahmin ediyoruz. Ancak konuyla ilgili araştırmalarımızda bu toplantının ne zaman yapıldığına ve toplantıya kimlerin iştirak ettiğine dair bir kayıt bulamadık. Çeçen, bu toplantıdan sonra, heyetin çalışmalarına devam ettiğini belirtir. Ziya Cevher Etili’nin başkanlığında Şevket Süreyya Aydemir, Sadi Irmak, Tahsin Banguoğlu, Hamit Zübeyir Koşay, Hüseyin Namık Orkun, Kerim Ömer Çağlar, Namık Katoğlu ve Vildan Aşir Savaşır’dan oluşan bir komisyon halkevleri tüzüğünü hazırlamakla görevlendirilir. İki aylık çalışmadan sonra bir tüzük tasarısı hazırlayan komisyon, raporunu Cumhuriyet Halk Fırkası genel sekreteri Recep Peker’e sunar; o da tüzük taslağını partinin yetkili organlarına götürür[14][14]. Aynı zamanda, görülen lüzum üzerine Türk Ocakları 10 Nisan 1931’de olağanüstü bir kurultayla kendisini fesheder ve bütün gayri menkullerini Cumhuriyet Halk Fırkası’na devreder[15][15]. Böylece halkevlerinin açılması için gerekli zemin hazırlanmış olur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:18 am

10 Mayıs 1931’de CHF Üçüncü Büyük Kongresi toplanır. Kongrede halkevlerinin açılması teklif edilir ve bu teklif kongrenin 17.5.1931 tarihli celsesinde üzerinde herhangi bir tartışma olmaksızın oybirliğiyle kabul edilir[16][16]. Bunun üzerine CHF vilâyet merkezleri tarafından çeşitli merkezlerde halkevi açmak için hazırlıklara başlanır. Yaklaşık dokuz aylık bir hazırlık devresinden sonra, ilk olarak Adana, Afyon, Ankara, Aydın, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Konya, Samsun ve Van’da 19 Şubat 1932 Cuma günü, saat 15’te halkevleri görkemli törenlerle açılır. Ankara’daki açılışta Recep Peker halkevlerinin önemini belirten bir konuşma yapmış, Recep Peker’in konuşmasını halkevlerinin kuruluşunda en çok emeği geçen Aydın Mebusu Reşit Galip’in konuşması takip etmiştir. Reşit Galip konuşmasında halkevlerine neden ihtiyaç duyulduğunu ve halkevi talimatnamesindeki maddelerden nelerin anlaşılması gerektiğini geniş bir şekilde açıklamıştır[17][17]. Daha sonra davetlilerin huzurunda Çoban piyesi oynanmış, Behçet Kemâl’in açılış şiiri okunmuş ve tören sona ermiştir. Benzer törenler, aynı gün ve saatte diğer merkezlerde de yapılmıştır. Bu törenler halkevlerinin sistemli bir hareket olduğunu göstermektedir.

Halkevleri kuruluşundan hemen sonra ülke geneline hızla yayılmıştır. Talimatnamedeki şartlara uyan vilâyet, kaza, hattâ köylerde bile halkevi açılır. Bir ara adları “ulusevi”[18][18] şeklinde değiştirilmekle beraber, daha sonra bu addan vazgeçilir ve tekrar halkevi adına dönülür. Bu kurumların ilk açılış günü olan 19 Şubat ve bu günü takip eden ilk pazar günü, sonraki yıllarda ülke genelinde halkevleri bayramı olarak kutlanır[19][19].

CHP Genel Sekreterliği tarafından halkevleri yıl dönümlerinde yayınlanan halkevi faaliyetlerine dair raporlar ve diğer kaynaklara göre, halkevlerinin 1932-1951 yılları arasında ülke geneline dağılımına dair şunları söyleyebiliriz[20][20]: Başlangıçta 14 vilâyette açılan halkevleri 24 Haziran 1932’de açılan 20 halkeviyle birlikte ilk yıl 34’e yükselmiştir. Bu sayı 1933’te 55, 1934’te 80, 1935’te 103, 1936’da 136, 1937’de 167, 1938’de 210 ve 1939’da 373’e çıkar. 1940’ta halkevi teşkilâtının kurulamadığı mahalle ve köylerde halkevlerinin küçük bir çekirdeği olan ve benzer çalışmalar yürüten halkodaları açılır. 1941’de ilk kez yurt dışında bir halkevi açılmasına karar verilir[21][21]. Yurt dışındaki ilk ve tek halkevi İngiltere’nin Başkenti Londra’da açılır. Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Tevfik Rüştü Aras, İngiltere Dışişleri Bakanı Antony Eden, British Council Başkanı Sir Malkolm Robenson ve 400 seçkin davetlinin huzurunda 19 Şubat 1942’de açılış töreni yapılan Londra Halkevi, aynı gün altı şubesiyle faaliyetlerine başlar[22][22]. Böylece Demokrat Partinin iktidara geldiği 1950 yılına gelene kadar halkevlerinin sayısı biri yurt dışında olmak üzere toplam 478’e halkodalarının sayısı ise 4322’ye yükselmiştir. Söz konusu rakamlar halkevleri ve halkodalarının ülke genelinde ne derece yaygınlaştığını açıkça göstermektedir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:18 am

TEŞKİLÂT YAPISI, ŞUBELERİ Ve FAALİYETLERİ


Reşit Galip ve arkadaşlarının hazırladığı ilk Halkevleri Teşkilât, İdare ve Mesai Talimatnamesi’ne göre, halkevleri teşkilindeki esaslar şöyle belirlenmiştir[23][23]:

Halkevlerinin kapısı CHF’ye kayıtlı olan veya olmayan herkese açıktır. Fakat halkevi idare heyeti ve şube idare komitelerine aza olabilmek için Halk Fırkası mensubu olmak gerekir. Memurların idare heyetlerine girmesinde bir sakınca yoktur. Halkevlerinin açılma kararı Fırka Umumî İdare Heyetine, evlerin tesis, teşkil ve düzenlenmesi vilâyet idare heyetlerine aittir. Ankara Halkevi’nin reisi Parti Umumî İdare Heyeti tarafından doğrudan seçilir; Parti genel sekreteri ile doğrudan haberleşir ve raporlarını buraya gönderir.

Bir yerde halkevi kurmak için şube faaliyetlerini temin edecek unsurlar ve bunların çalışmasına elverişli bina, para ve diğer maddî araçlar aranır. Bir halkevi en az üç şubenin çalışması sağlanmak şartıyla açılabilir. Halkevi binaları CHP idare heyetleri tarafından temin, tanzim ve tefriş edilir; masrafları vilâyet parti idare heyetlerince karşılanır. Fakat şube çalışmalarının gelişmesi için yapılacak bağışlar halkevi idare heyetince kabul edilir. Vilâyet idare heyetleri, halkevince her yıl başında hazırlanan bütçeyi tasdik eder ve denetler. Halkevi salonları CHP prensiplerine muhalif olmayan ya da başka bir partiyle ilgili olmayan bütün toplantılara açıktır. Halkevinde bilardo, salon tenisi ve diğer salon jimnastikleri için yer ayrılır, içki ve oyuna izin verilmez; en az ayda bir defa genel temsil verilir. Halkevi toplantılarına gelenler için özel bir yer ayrılmaz. Yalnız Atatürk’e ve devlet otoritesine saygı işareti olarak cumhurbaşkanına, TBMM başkanına, başbakana, memur bulundukları yerlerde vali, kaymakam ve nahiye müdürleriyle o yerin en büyük komutanına yer hazırlanır.

Halkevi idare heyeti, şube komitelerinin kendi aralarında belirledikleri birer temsilciden oluşur. Seçim iki yılda bir yapılır; üyeler yeniden seçilebilir. Vilâyet parti idare heyetinin üyeleri arasından seçeceği bir kişi halkevi idare heyetine başkanlık yapar. Halkevi idare heyeti, şube çalışmaları hakkında parti genel sekreterliğine üç ayda bir rapor gönderir. Hesapları parti idare heyetinin belirleyeceği usullerle kontrol ve teftiş edilir. Halkevlerini denetlemek için parti idare heyeti üyelerinden biri memur edilebileceği gibi, parti mensupları ve milletvekilleri de bu yolda vazifelendirilir.

Vatandaşların eğilimlerine göre kendilerine bir çalışma alanı bulabilmelerini temin amacıyla halkevleri Dil, Tarih, Edebiyat Şubesi, Güzel Sanatlar Şubesi, Temsil Şubesi, Spor Şubesi, İçtimaî Yardım Şubesi, Halk Dershaneleri ve Kurslar Şubesi, Kütüphane ve Neşriyat Şubesi, Köycüler Şubesi, Müze ve Sergi Şubesi olmak üzere toplam 9 şubeye ayrılmıştır. Her şubenin, şubeye giren üyeyi kaydetmek için bir kayıt defteri bulunur. Üye sayısı 50’ye kadar olan şubeler üç, 50’den fazla olanlar beş kişilik bir şube komitesi seçerler. Üye sayısı 10’dan az olan şubeler için komite seçimi yapılmaz. Şubeler kendi çalışma talimatnamelerini kendileri hazırlar. Halkevi şubelerinin görevleri ve bu şubeler aracılığıyla yapılan çalışmalardan bazıları aşağıda belirtilmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:19 am

Dil, Edebiyat, Tarih Şubesi
Muhitin genel bilgisini yükseltmeye yarayacak konularda sohbetler ve konferanslar düzenlemek, Türk dilinin bugünkü yazı ve edebiyatta kullanılmayan, fakat halk arasında yaşayan kelimeleri, terimleri ile eski millî masalları, atasözlerini, araştırıp toplamak, anane ve âdetleri incelemek, dergi çıkararak veya çıkarılmakta olan dergiler aracılığıyla yukarıda belirtilen çalışmaları yayımlamak, yeni yetişen gençler arasında yetenekli olanları desteklemek ve onların ilerlemeleri için gerekli çareleri aramak bu şubenin görevleri arasındadır.

Bu maksatla, dil ve edebiyat şubesince, edebiyatın çeşitli alanlarıyla ilgili çok sayıda konferans verilmiş, çeşitli anma törenleri yapılmış, edebiyat sohbetleri düzenlenmiştir. Halkevlerinin çoğunda hitabet, şiir, hikâye, piyes, kitap özetleme ve kompozisyon yarışmaları düzenlenmiş, dereceye girenlere para ve kitap gibi hediyeler verilmiştir. Dereceye giren eserler halkevleri dergilerinde yayımlanmak suretiyle genç yetenekler teşvik ve himaye edilmiştir. Örneğin 1938-1939 yıllarında yapılan Memleket Küçük Hikâyeleri yarışmasına toplam 49 halkevi katılmış, 218 hikâye gönderilmiştir. Devrin en meşhur edebiyatçılarının jüri üyesi olduğu bu yarışmada en güzel 10 hikâye 100’er lira ile ödüllendirilmiştir. Salim Şengil (Ankara Halkevi), Naki Tezel (Eminönü Halkevi), Kemal Bilbaşar (İzmir Halkevi), Sadi Günel (Sinop Halkevi), Azize Tözen (Ankara Halkevi), İ. Tayla (Eskişehir Halkevi), Rıdvan Kipural (Bursa Halkevi), Abdurrahman Orhun (Ankara Halkevi), Süleyman Kazmaz (Ankara Halkevi), Emin Tuğal (Denizli Halkevi) bu yarışmada derece alan hikâyecilerdir[24][24]. Yine 1943-1944 senelerinde Ankara Halkevi’nin açtığı bir edebiyat yarışmasında manzum şiir dalında birinciliğe lâyık eser bulunamamış, mensur şiirde Fethi Gürsoy’un Ay, küçük hikâyede, Salim Şengil’in Bir Balo Gecesi, çocuk hikâyelerinde Ziya Çoker’in Kut Dağı başlıklı eserleri birinciliğe lâyık görülmüştür. Bu yarışmada Fikirler dergisi yazar kadrosunda yer alan Ayhan Hünalp’in Yeşil Vadinin Sultanı adlı çocuk hikâyesi mansiyon almıştır. Geniş bir sahada faaliyet gösteren halkevi dil ve edebiyat komiteleri halk şairlerinin eserlerini, anonim türküleri, masalları ve manileri, toplamaya, tasnif etmeye önem vermişlerdir. İzmir Halkevi gibi bazı halkevleri de halk şairleri ile yeni genç şairleri kaynaştırma düşüncesiyle kendi illerinin şairlerini bir araya toplayan antolojiler hazırlamışlardır.

Bu şubeler tarafından yapılan çalışmaların en önemlilerinden birini dergi yayıncılığı oluşturmaktadır. Halkevi dergileri ve bu dergilerde beliren değerler çalışmamızın birinci bölümünde ele alınacağından burada bu konuya girilmeyecektir.

Halkevleri Dil ve Edebiyat şubeleri, Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin taşradaki kolu olacak şekilde örgütlenmiştir. Bu şubelere bağlı olarak kurulan dil komiteleri çalışmalarını Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin maksadına uygun olarak sürdürmüştür. Bu komiteler faaliyetlerini araştırma, derleme, yazı dilinde kullanılan yabancı kökten sözlerin ifade ettiği kavramları anlatabilecek Türkçe kökten türeyen sözler bulup teklif mahiyetinde olarak yayınlama, dile ait yazılar yazma ve Türkçe sevgisini yayma alanlarında yoğunlaştırmıştır. Başlangıçta iki yılda bir tekrarlanan dil kongrelerine halkevleri tarafından birer temsilci gönderilmiş, alınan kararlar takip edilmiştir. Kongreye katılan halkevi delegesi dönüşünü takip eden günlerde kongreye dair izlenimlerini halkevlerinde verdiği konferanslarla halka ve halkevlilere anlatmıştır. Ayrıca, halkevleri radyolar vasıtasıyla, dil kongrelerindeki tartışmaları canlı olarak halka dinlettirmiş, halkın dil bilincini geliştirmeye çalışmıştır. Yine halkevleri dil komitelerince üç sene içinde (1932-1935) derlenen fişler Türk Dili Tetkik Cemiyeti tarafından incelenmiş, bunlardan 40.000 tanesi muteber bulunmuştur[25][25]. Aynı zamanda Türk Dil Kurumuna halkevleri tarafından on bin kadar folklor derlemesi gönderilmiştir. Bir çok halkevi mensubu köy köy dolaşarak halk dilinde yaşayan atasözlerini toplamış, bunları yöredeki halkevi dergisinde yayınlayarak yok olmaktan kurtarmıştır. Türkçe olmadığı düşünülen köy ve sokak adlarına dair incelemeler yapılmış ve bunlardan bazıları Türkçe’ye çevrilmiştir. 1934’te çıkan Soyadı Kanunu’nun önemini kavrayan halkevleri dil komiteleri, bu işte halka rehber olmuş, soyadı koyma törenleri düzenlemiş, bir çok vatandaşa soyadı bulmuştur. Bu komitelerin yaptığı en önemli görevlerden biri de Türk dilinin bilinmediği bazı yörelerde Türkçe öğretme ve okuma-yazma kursları açması, daha sonra Türkçe konuşma yarışmaları düzenlemesidir[26][26]. Mardin, Diyarbakır, Siirt, Adana, Mersin ve Gaziantep halkevlerinin bu sahada çok önemli çalışmaları olmuştur. Hatta, Mardin Halkevi bir kaza neticesinde, bu yolda üç üyesini kaybetmiştir. Türk Dil Kurumunun direktifleri doğrultusunda yörenin ve ülkenin ihtiyaçları göz önüne alınarak yapılan halkevi dil ve edebiyat çalışmaları, başta halkevi dergileri olmak üzere, halkevi faaliyetlerini içeren çeşitli broşür ve kitaplar vasıtasıyla yayımlanmıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:19 am

Güzel Sanatlar Şubesi

Musikî, resim heykeltıraşlık, mimarlık, ve süsleme sanatları gibi alanlarda sanatçı ve amatörleri bir arada toplamak, genç yetenekleri korumak, halk için genel müzik akşamları düzenlemek, halkın musikî zevkini arttırmak ve yükseltmek, mümkün olan yerlerde güzel sanatlar kursu açmak, halkın millî marşları ve şarkıları öğrenmesine yardım etmek, millî bayramlarda bu marş ve türkülerin milletçe bir ağızdan söylenmesini temin etmek, köylerde ve aşiretlerde söylenen millî türkülerin nota ve sözleriyle millî oyunların ahenk ve tarzını tespit etmek Halkevi Güzel Sanatlar Şubesinin görevleri arasındadır. Bu şube, çalışmalarını resim, musikî, mimarî, heykeltıraşlık ve diğer Türk süsleme sanatları üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bir yandan temsil şubelerinin verdiği temsillerin dekor, süsleme ve kostüm işleriyle uğraşılırken, öte yandan resim atölyeleri, korolar, bandolar, konserler, halk sazları toplulukları kurulmuştur. Sergilerle hem Türk inkılabının ruhunu aksettirecek etkinliklerde bulunulmuş hem de halkın sanat zevki yükseltilmiş, bedii ihtiyacı karşılanmaya çalışılmıştır. Dil ve Edebiyat Şubesinde olduğu gibi bu şubenin de en önemli vazifesi genç yetenekleri korumak ve yetiştirmek olmuştur. Profesyonel sanatçılar eşliğinde kurslar açılmış ve kursiyerlerin eserler ile çevredeki amatör sanatçıların çalışmaları halkevlerinde açılan sergiler ve yarışmalar vasıtasıyla halka duyurulmuş, halkın sanatla ve sanatçıyla ilgilenmesi sağlanmıştır. Örneğin 1940’ta açılan 1. Amatör Resim ve Fotoğraf Sergisi’nde 85 resim ve 80 fotoğraf teşhir edilmiş, 1941’de düzenlenen aynı içerikli 2. sergide 75 resim, 50 fotoğraf, 1943’teki üçüncü sergide 98 resim ve 71 fotoğraf sergilenmiştir[27][27]. Yine CHP’nin 1938-1943 yılları arasında düzenli olarak memleketin tanınmış ressamlarını ülkenin değişik yörelerine gönderdiğini, o yörenin güzelliklerini tablolara döktürdüğünü biliyoruz. Yapılan resimler, başta Ankara Halkevi olmak üzere, değişik halkevlerinde sergilenmiş, böylece sanat vasıtasıyla memleket sevgisi ve sanat zevki geliştirilmeye çalışılmıştır[28][28].
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:20 am

Spor Şubesi
Bu şube Türk halkında spor ve beden hareketlerine sevgi ve ilgi uyandırır, bunları bir kütle hareketi, millî bir faaliyet haline getirir. Türkiye İdman Cemiyetleri Birliğine dahil olan veya olmayan spor kuruluşlarının gelişme ve ilerlemesine yardım eder. Hiç kulüp bulunmayan yerlerde kulüp kurulmasını, gençlerin spor kulüplerine girmesini ve gerçek birer sporcu olarak yetişmesini teşvik eder. Vatandaşlara modern sağlık bilincinin esası olan ev ve oda jimnastikleri öğretir. Yer ve imkânına göre bir veya iki yılda bir yerel jimnastik günleri düzenler. Üç dört yılda bir büyük jimnastik bayramları yapar. Yaya veya vasıtalı geziler düzenler.

Bu ilkelere bağlı olarak halkevleri spora da önem vermiş, gelişmenin “beden, ruh ve kafa gelişmesiyle bir arada” olacağı ilkesinden hareket etmiştir. Spor, sadece heveskârların işi olmaktan çıkarılmış, halkın tamamının sporla ilgilenmesine çalışılmıştır. Bu şubeler vasıtasıyla senenin belirli günlerinde atletizm ve spor bayramları düzenlenmiş, federe olmayan amatör spor kulüpleri halkevleri himayesine alınmış, bölgesel ligler oluşturulmuş, başarılı kulüplere hediyeler verilmiştir. Bazı halkevlerinde spor salonları yapılmış, bazıları ise bir stadyumun işletmesini üstlenmiş, buralarda ihtisas sahibi öğretmenlerin kontrolünde toplu sportif etkinlikler yapılmıştır. Mahallî şartlara uygun spor faaliyetleri, ata sporu olarak bilinen güreş turnuvaları, çeşitli jimnastik hareketleri, boks, eskrim, judo, basketbol, voleybol, avcılık, bisiklet yarışları, toplu kültür-fizik hareketleri halkevinde rağbet gören sporlar arasındadır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:21 am

Sosyal Yardım Şubesi
Çevrede yardıma muhtaç kimsesiz kadınlar, çocuklar, sakatlar, düşkün ihtiyar ve hastalarla ilgilenmek; mevcut hayır cemiyetlerinin faaliyetlerinde çalışmak; kreş, öğrenci yurtları, işçi tedavi yurtları gibi sosyal yardım kurumlarının çalışmalarını hızlandırmak; hapishanelerde bulunan muhtaçları gözetmek; fakir öğrencilerin elbise, yemek ve barınmalarıyla ilgilenmek; tedaviye muhtaç hastaların tedavilerini sağlamak; köylerden gelen fakirleri şehir ve kasabalarda barındırmak; hasta olanların tedavilerini sağlamak ve işsizlerin iş bulmalarına aracılık etmek bu şubenin faaliyetleri arasındadır.

Sosyal Yardım Şubesi çalışmalarını Türk milletini kaynaşmış bir kütle yapmak amacı doğrultusunda yürütmüştür. Halkevinin bulunduğu muhitte yardıma muhtaç, kimsesiz kadınlar, çocuklar, sakatlar, ihtiyarlar tespit edilerek onlara gereken yardımlar yapılmış; şehir ve köylerde fakir hastaların muayene ve tedavileri sağlanmış; ilkokul öğrencilerinin vücut ve diş muayeneleri yaptırılmış; kimsesiz talebeler halkevi mensubu öğretmenler aracılığıyla belirlenmiş ve bu öğrencilere yiyecek, giyecek, kitap vb. yardım yapılmıştır. Halkevi mensubu doktorlar, kendilerine halkevi adına müracaat eden hastaları ücretsiz muayene etmiş; bir çok halkevinde poliklinik açılmış, böylece ihtisas sahibi doktorların yoksul hastaları tedavi etmesi sağlanmıştır. Sosyal yardımlaşmanın önemini belirten konferanslar verilmiş ve bu konferansların metinleri broşürler halinde halka dağıtılmıştır. Bazı halkevleri iş bulma kurumu gibi çalışmıştır. Örneğin İzmir Halkevi’nin Nazilli Basma Fabrikası’na İzmir’den vasıflı işçiler gönderdiği bilinmektedir[31][31].

Halk Dershaneleri ve Kurslar Şubesi
Bu şube her türlü okuma-yazma ve yetiştirme hareketlerinin ilerlemesini temin ve himaye eder; okuma-yazma öğretmek, yabancı dil ve fen dersleri vermek, sanat öğretmek ve günlük hayat bilgilerini geliştirmek için kurslar açtırır; özel kurumların açtığı kurslara yardım eder.

Halk dershaneleri ve kurslar şubesi yörenin ihtiyacına göre ücretsiz kurslar açmıştır. Bu kursların başında cehaletle mücadele kursları gelir. Açılan kurslarda Türkçe okuma-yazma öğretilmiş ve yurttaşlık bilgisi dersleri verilmiştir. Ceza evlerinde yatan mahkumlara yardım eli uzatılarak bu mahkumlar için ilkokulu bitirme, ortaokulu bitirme vb. kurslar açılarak, onların yeniden topluma kazandırılmasına çalışılmıştır. Ayrıca meslekî eğitime yönelik ihtiyaç duyulan yerlerde, şoförlük, motor, dikiş-nakış, tercümanlık vb. kurslar açılmıştır. Bu kursları bitirenlere devlet erkanının katıldığı görkemli törenlerle diplomaları verilmiş, böylece kurslara hem devletin hem de halkın ilgisi sağlanmıştır
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:21 am

Kütüphane ve Neşriyat Şubesi
Her halkevinin bulunduğu yerde bir kütüphane ve bir okuma odası açmak zorunludur. Bu kütüphane CHP yayınlarıyla, bağışlarla, doğrudan satın alma suretiyle zenginleştirilir. Satın alınması gereken eserler konusunda, umumî idare heyeti tavsiyelerde bulunur. Şube, millî kültürü besleyecek ve her kesim tarafından okunacak eserleri çoğaltmak için gerekli tedbirleri alır, okuyucuların artmasına gayret eder. Bu şube partinin yayın işlerine yardımcı olacak şekilde çalışır.

Talimatnamede belirtildiği gibi, bir halkevinin açılması için ilk şart kütüphanedir. Bu yüzden kütüphanelere özel önem verilmiş, her halkevinde bir kütüphane yapılmış, şehrin değişik mahallerine, hatta köylere okuma odaları açılmış ve hapishanelere kitaplar hediye edilmiştir. Kütüphaneler bağışlar, parti merkezince gönderilen kitaplar ve halkevlerinin kendi imkânlarıyla temin ettikleri kitaplarla zenginleştirilmiştir. Halkevlerinden günümüze kalan önemli bir miras halkevleri neşriyatıdır. Bu yayınlardan bazıları, günlük pratik bilgileri içeren el kitapçıkları, bir kısmı ise ciddî ve emek mahsulü bilimsel eserlerdir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:22 am

Köycülük Şubesi
Köylülerin sıhhî, medenî, bediî gelişme ve ilerlemesine, köylü ile şehirli arasında karşılıklı sevgi ve bağlılık duygularının kuvvetlenmesine çalışmak, çevre köylere geziler düzenlemek, köylüyü okutmaya çalışmak, hasta köylülerin şehir sağlık merkezlerinde muayene ve tedavilerini sağlamak, harp malulü köylülerle şehit köylülerin aile ve yetimlerini koruma ve bunların kasabadaki resmî işlerini kolaylaştırmak bu şubelerin aslî görevleri arasındadır.

Halkevlerinin faaliyetlerini sürdürdüğü dönemde Türkiye nüfusunun dörtte üçünden fazlası köylerde oturmaktaydı[32][32]. Bu yüzden halkevleri faaliyetleri içinde köycülük ihmâl edilmemesi gereken bir faaliyet sahası olmuştur. Halkevlerinin bu konudaki temel prensibi “memleketi aslî ve asil unsurundan: köyden tanımaya başlamak”[33][33]tır. Çalışmalarını bu ilkeden hareketle sürdüren halkevleri köyün sıhhî, sosyal ve bediî gelişiminin sağlanmasına önem vermiştir. Aralarında doktor, veteriner, öğretmen, mühendis vb. mesleklere sahip kişilerden kurulan halkevi köycüler komitesi civar köylere inceleme gezileri düzenlemiş, yeni planlar dahilinde modern köyler oluşturmaya çalışmıştır. Bazı halkevleri civarda bulunan köyleri, “örnek köy” seçerek, bu köylerin her türlü sorunuyla ilgilenmiştir. Örneğin İzmir Halkevi Karşıyaka’ya bağlı Örnek Köy’ünü model almış, bu köy için modern bir köy planı çizmiş ve köyün kuruluşunun ve gelişiminin bu plan dahilinde yapılmasını sağlamıştır. Pınarbaşı, Cumaovası, Büyük Çiğli ve Şemikler gibi İzmir’in yakın köyleri İzmir Halkevi’nin ilgi alanına giren ve her fırsatta gidilen köylerdendir. Halkevi köycülerinin hiçbir karşılık beklemeksizin köyün bayındırlık, temizlik, sağlık ve ziraat işleri ile ilgilenmesi, köylerde okuma odası açmaları, dünyada olup bitenler hakkında köylüyü bilgilendirmeleri gibi faaliyetleri dikkate değer çalışmala
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:22 am

Müze ve Sergi Şubesi
Halkevi müzesi ve sergiler grubu olmak üzere ikiye ayrılan bu şubenin müze grubunun faaliyet sahası şunlardır: Çevredeki tarihî eser ve abidelerin iyi korunması hususunda resmî makamları aydınlatır. Bulunduğu yerde resmî müze varsa onları zenginleştirmeye, yoksa bunların kurulmasına çalışır. Tarihî eserlerin ve üzerindeki yazıların fotoğraflarını alır. Tarihî kıymeti olan eski yazılar, ciltler, tezhipler, divanlar, minyatürler, çiniler, halılar ve nakışlar gibi millî kültür vesikalarıyla eski millî kıyafetler ve diğer millî etnografya vesikalarını toplamaya çalışmak suretiyle mahallî müzelerin zenginleşmesini sağlar. Sergi Grubu ise çevrede ve memleketin diğer taraflarında bulunan sanatkârların eserlerinin teşhir edilmesini sağlar. Bu sanatçıların istedikleri eserleri sergiler açmak suretiyle halka tanıtır. Başlangıçta Müze ve Sergi Şubesi olarak açılan bu şube daha sonra, Tarih ve Müze Şubesi adı altında faaliyetlerini sürdürmüştür[34][34].

Halkevi tarih ve müze kolları kendi bölgelerindeki tarihî eser ve anıtların incelenmesine, kaybolmaya yüz tutan millî etnografya vesikalarının aranıp bulunmasına, yerel müzeler kurulmasına, kurulmuş olanların zenginleşmesine çalışmıştır. Bu komiteler tarihî geziler düzenlemiş, halkın tarih bilincini geliştirmeye gayret etmiştir. Bir çok halkevi topladığı eserlerle kendi müzesini kurmuş, civardan toplanan tarihî eserler şehirdeki devlet ve halkevi müzelerinde koruma altına alınmıştır. Halkevlerinin müzeciliğe dair yaptığı neşriyat da bu kurumların önemli çalışmalarındandır.“Halkevleri Türk Tarih Kurumunun kurulması ve Türk Tarih tezinin ortaya atıldığı bir dönemde Türk Tarih Kurumunun Anadolu’daki yardımcı kolları olarak tanımlanmıştır. Bu yüzden yapılan tüm araştırma ve tetkikler raporlar halinde kuruma gönderilmiştir”[35][35]. Serap Taşdemir’in de belirttiği gibi, tarih komiteleri çalışmalarını Türk Tarih Tezi ışığında sürdürmüş, tarihe dair araştırmaları yayımlamıştır. Türk Tarih Tezi’ni geniş kitlelere anlatmak için konferanslar düzenlemişler; tarih ve dil ile ilgili işlerin millî varlığın temeli olduğu görüşünden hareketle, bünyelerinde tarih arşivleri oluşturmuş, yöredeki tarihî eserleri toplamış ve gönderdikleri belgelerle Türk Tarih Tezi’ne önemli katkıda bulunmuştur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:25 am

.........VEEEEEEEEE.... No
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:26 am

HALKEVLERİNİN KAPANMASI
Türkiye genelinde faydalı çalışmalar yapmasına rağmen, tipik bir tek parti dönemi kuruluşu olan halkevlerinin durumu II. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte sarsılmaya başlar. 7 Ocak 1946’da Demokrat Partinin faaliyete başlaması, halkevi çalışmalarında önemli bir gerilemeye yol açar. Çünkü daha önce CHP saflarında ve halkevlerinde çalışan bir çok bilim ve siyaset adamı, Demokrat Partiye geçmiştir. Her ne kadar CHP yöneticileri, halkevlerinin siyaset dışı bir kurum olduğunu söyleseler de bu kurumların daha çok CHP ve CHP’ye yakın teşekküllerin toplantılarına sahne olması ve belli bir partinin yan kuruluşu görüntüsünden kurtulamaması yüzünden halk, zamanla halkevlerinden uzaklaşmaya başlar. CHP’nin 17 Kasım 1947’de toplanan 7. Büyük Kurultayı’nda halkevleri meselesi ele alınmış, Prof. Fahrettin Kerim Gökay başkanlığında bir komisyon kurulmuş, ancak bu kurultayda halkevlerinin bağımsız bir kurum haline getirilmesi yolunda bir adım atılamamıştır[36][36]. Öte yandan bilindiği gibi halkevleri ilk açıldığında, faaliyetlerine Türk Ocakları binalarında başlamıştı. 10 Mayıs 1949’da yeniden açılan Türk Ocakları kendi binalarına halkevlerinin kanun dışı yollarla el koyduğunu ileri sürerek bu binaları geri ister. Bu arada halkevi bütçeleri de sorun olmuş, önceleri belediye ve özel idare bütçelerinden sorunsuz bir şekilde ayrılan ödenekler, 1946’dan sonra belediye meclislerinde büyük tartışmalardan sonra alınabilmiştir. 14 Mayıs 1950’de Demokrat Partinin ezici bir çoğunlukla iktidara gelmesiyle, halkevlerinin durumu tamamen sarsılmış, Demokrat Parti ödenek yokluğu gerekçesiyle 18 Haziran 1950’de ilk olarak Londra Halkevi’nin faaliyetlerini durdurmuştur. Bu tarihten sonra kamuoyunda halkevleriyle ilgili tartışmalar daha da artmıştır. Nitekim Demokrat Parti milletvekilleri tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan “Halkevlerinin ve Bazı Halk Partisi Gayri Menkullerinin Hazineye İadesi Hakkındaki Kanun Lâyihası” 9 Ağustos 1951 tarihinde açık oylamaya sunulmuş ve lâyiha, mecliste bulunan 365 milletvekilinden 362’sinin olumlu oyuyla geçmiştir. Yasa 11 Ağustos 1951 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yasa sonucunda halkevleri binalarına ve binalardaki mallara resmen el konulduğu ve bunlar hazineye iade edildiği için halkevleri de fiilen çalışamaz hale gelmiş, başka deyişle kapanmıştır. Burada halkevlerinin kuruluşunun yasayla değil de talimatnameyle yapılmış olmasının kapanmayı kolaylaştıran bir etken olduğunu belirtelim. Halkevlerinin kapanmasına yol açan önemli etkenlerden birisi de o devirdeki parti çekişmeleri, daha açık bir ifadeyle CHP yetkililerinin bu kurumları partinin bir yan kuruluşu gibi görerek elden çıkarmak istememeleri veya bağımsız bir kuruluş haline getirmede isteksiz davranmış olmalarıdır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Cuma Nis. 06, 2007 3:28 am

[1][1]Zafer Toprak, “II. Meşrutiyet Döneminde Paramiliter Gençlik Örgütleri”, Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi, c.2, İstanbul:1985, ss. 531-536. Ayrıca Millî Talim ve Terbiye Cemiyeti ve faaliyetleri için bk. İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Halkın Evi, Ankara:1950, ss. 22-26.

[2][2]Türk Ocaklarının faaliyetleri konusunda daha geniş bilgi için bk. Füsun Üstel, Türk Ocakları (1912-1931), İstanbul:1997; Günver Güneş, İzmir Türk Ocağı Faaliyetleri 1923-1931 (bylt.) Dokuz Eylül Üniversitesi, AİİTE, İzmir:1990, ss.34-92. Ayrıca Kenan Akyüz, “Türk Ocakları”, Belleten, nr. 196, Ankara:1986, ss.201-228.

[3][3]Kenan Akyüz, agm., s. 214.

[4][4]Füsun Üstel, Türk Ocakları (1912-1931), ss. 360-361.

[5][5]Suna Kili, Atatürk Devrimi, Ankara:1995, s. 91.

[6][6]Daha geniş bilgi için bk. Suna Kili, age., ss. 90-92. Ayrıca Yeşilordu ve buna bağlı gelişmeler için bk. Kemal Atatürk, Nutuk, c. II, Ankara:1989, ss. 41-46.

[7][7]1930-1931 döneminde Türk Ocaklarında verilen konferanslar ve diğer faaliyetler için bk. Füsun Üstel, Türk Ocakları (1912-1931). ss.390-393.

[8][8]C.H.F. Halkevleri Talimatnamesi, Ankara:1932. s. 4.

[9][9]“Halkevleri açılacak”, Milliyet, nr. 1759, 2 Kânunusâni/Ocak 1931,.Gazetede Halk Fırkası tarafından Halkevlerinin açılmasına karar verildiği, bu evlerin bin beş yüz kişilik olacağı, kütüphane, sinema vb. halkın ihtiyacını tatmin edecek şeyleri ihtiva edeceği belirtilmektedir.

[10][10]“Gazi Hazretleri Türk Ocaklarının vazife ve vaziyetlerini bir defa daha işaret buyurdular”, Milliyet, nr.1793, 5 Şubat 1931.

[11][11]Anıl Çeçen, Halkevleri, Ankara:1990, ss.108-109.

[12][12]Hıfzı Topuz, Eski Dostlar, 5. Basım, İstanbul: 2000, s. 178.

[13][13]Anıl Çeçen, s. 110. Anıl Çeçen burada Reşit Galip’ten “dönemin Millî Eğitim Bakanı” diye söz etmektedir. Edindiğimiz bilgilere göre, Reşit Galip halkevlerinin kuruluş aşamasında Maarif Vekili değil, Halk Fırkasının kültür ve gençlik teşkilâtından sorumlu idare azasıdır; 19 Eylül 1932’de Maarif Vekilliğine atanmıştır. Reşit Galip hakkında daha geniş bilgi için bk. Hüseyin Namık Orkun, “Reşit Galip”, Ülkü, nr. 14, c. 3, Nisan 1941, ss. 88-89.

[14][14]Anıl Çeçen, Halkevleri, s. 110-111.

[15][15]Türk Ocaklarının faaliyetlerine son vermesi ve mal varlıklarının CHF’ye devrine dair gelişmeler için bk. Füsun Üstel, Türk Ocakları (1912-1931), ss. 358-384.

[16][16]C.H.F. üçüncü Büyük Kongre Zabıtları (10-18 Mayıs 1931), İstanbul: 1931, ss.241-259; C.H.F. Nizamnamesi, Ankara:1931, s. 16.

[17][17]Reşit Galip’in nutku için bk. Reşit Galip, “Reşit Galip Bey’in söylevi”, Söylevler, Ankara:1942, ss.75-90.

[18][18]“Ulusevinde konferans”, Anadolu, nr. 6098, 24 Kânunuevvel/Aralık 1934; “Bugün ulusevinde konferans var”, nr. 6102, 28 Kânunuevvel/Aralık 1934.

[19][19]Halkevlerini yarı resmî kültür merkezleri (semi-official cultural centers) olarak kabul eden Arzu Öztürkmen, “Celebrating National Holidays in Turkey: History and Memory” başlıklı makalesinde halkevleri bayramının geniş katılımla ve bir festival havası içinde kutlandığını belirtmektedir. Daha geniş bilgi için bk. Arzu Öztürkmen, “Celebrating National Holidays in Turkey: History and Memory”, New Perspectives on Turkey, nr.25, Sonbahar 2001, ss. 47-75.

[20][20]Görme ve inceleme imkânı bulabildiğimiz halkevi faaliyet raporları şunlardır:1-Halkevlerinin 1933 Senesi Faaliyet Raporları Hülâsaları, Ankara:1934. 2-Halkevlerinin 1934 Senesi Faaliyet Raporları Hülâsası, Ankara:1935. 3-Halkevlerinin 1935 Senesi Faaliyet Raporları Hülâsası, Ankara:1936. 4-Halkevleri 1932-1935, 103 Halkevi Geçen Yıllarda Nasıl Çalıştı, bty. 5-1937 Yıldönümü Broşürü, Geçen Yılda Halkevleri Nasıl Çalıştı?, bty. 6-1939’da Halkevleri, Ankara:1939. 7-Halkevleri ve Halkodalarının 1940 Çalışmaları, Ankara:1941. 8-C.H.P. Halkevleri ve Halkodalarının 1942 Çalışmaları, Ankara:1943. 9-C.H.P. Halkevleri ve Halkodaları, Ankara:1944. 10-C.H.P. 1945 Yılında Halkevleri ve Halkodaları, Ankara:1946. 11-XV. Yıldönümünde Halkevleri ve Halkodaları, Ankara:1947. 12-C.H.P. XVI. Yıldönümünde Halkevleri ve Halkodaları, Ankara:1948, 13-C.H.P. 17. Yıldönümünde Halkevleri ve Halkodaları, Ankara:1949. 14-C.H.P. 18. Yıldönümünde Halkevleri ve Halkodaları, Ankara:1950.

[21][21]“Londra Halkevi”, Halkın Sesi, nr. 4467, 22 Kânunuevvel/Aralık 1941.

[22][22]“Londra Halkevi açıldı”, Halkın Sesi, nr. 4516, 21 Şubat 1942.

[23][23]C.H.F. Halkevleri Talimatnamesi, Ankara:1932, s.5-21.

[24][24]Yarışmanın şartnamesi, kazanan hikâyeler ve hikâyelerin metinleri için bk. Memleket Küçük Hikâyeleri, Ankara:1939.

[25][25]Halkevleri 1932-1935, 103 Halkevi geçen yıllarda nasıl çalıştı, bty., s.18.

[26][26]“Diyarbakır Halkevi köylüler için bir müsabaka açtı”, Anadolu, nr. 5821, 25 Kânunusânî/Ocak 1934.

[27][27]Ahmet Muhip Dranas, Halkevleri Amatör Resim ve Fotoğraf Sergileri, Ankara:1941; C.H.P. Halkevleri ve Halkodaları, Ankara:1944.

[28][28]C.H.P. Yurt Gezisi Resim Sergisi, Ankara:1944.

[29][29]Halkevleri 1932-1935, 103 halkevi geçen yıllarda nasıl çalıştı, bty., s.51.

[30][30]Nurhan Karadağ, Halkevleri Tiyatro Çalışmaları (1932-1951), Ankara:1998.

[31][31]“Halkevi amele gönderecek”, Anadolu, nr. 7459, 17 Mart 1938.

[32][32]C.H.P. XVI. Yıldönümünde Halkevleri ve Halkodaları, Ankara:1948, s.22.

[33][33]Halkevleri 1932-1935, bty., s.112.

[34][34]Halkevi şubeleri çalışma alanları ve bu alanlardaki değişiklikler için bk. C.H.F. Halkevleri Talimatnamesi, Ankara:1932; C.H.F. Halkevleri Talimatnamesi, Üçüncü Baskı, Ankara:1934; C.H.P. Halkevleri Öğreneği, Ankara:1935; C.H.P. Halkevleri Öğreneği, Ankara:1938; C.H.P. Halkevleri İdare ve Teşkilât Talimatnamesi, Ankara:1940.

[35][35]Serap Taşdemir, Türkiye’de Tarih Bilincinin Oluşmasında Halkevlerinin Rolü (bdt.), Dokuz Eylül Üniversitesi, AİİTE, İzmir:2000, s.XVI.

[36][36]C.H.P. Yedinci Büyük Kurultay Tutanağı, Ankara:1948, ss. 199-202.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Halk Edebiyatı   Bugün 4:21 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Halk Edebiyatı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Halk Edebiyatı
» Romantizm ÖzeLLikLeri ve TemsiLciLEri
» Tanzimat'tan Bugüne Uzanan Türk Edebiyatı'nın Dönemleri

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Akademik Forumlar :: Edebiyat-
Buraya geçin: