AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Orhan Pamuk Kıssası Veya Aşırılıklar Toplumu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Orhan Pamuk Kıssası Veya Aşırılıklar Toplumu   Cuma Ocak 26, 2007 12:10 pm

Orhan Pamuk büyük bir romancı. Romanın gerek 19. yüzyılda gerekse 20. yüzyıl sonunda ortaya çıkan bir asırlık geleneğini olağanüstü bir başarıyla özümlemiş bir edebiyatçı. Buna mukabil, siyasal bir duruşu da var. Oysa Türk basınının başyazarları da, köşe yazarları da bunu kabul etmiyor

HASAN BÜLENT KAHRAMAN (Arşivi)
''Orhan Pamuk'un Nobel ödülünü alması yankı yaratacaktı, yarattı; her ne kadar 'istediğimiz' tarzda olmasa da..." gibi bir cümle kurduğum zaman yaşanan tartışmanın tam da ortasında bir yere yerleşiyorum. Çünkü, her şey bir yana cümlede geçen 'biz' zamirinin kim(ler)den müteşekkil olduğunu tarif etmek gerekir ki, basında yer alan bazı yazılar işi bu noktasından tuttu. Bir grup yazar Orhan Pamuk'un 'kendi' yazarları olduğunu ve kimleri memnun ettiğini dile getirirken bir başka yazar grubu da o 'biz'in açık bir 'ayrımcılık' güttüğünü üstüne basa basa söyledi. 'Biz' kendisini halktan koparan, sokaktaki hakim kitleye yukarıdan bakanlardı. Hakim kitle faşizme yatkın ham milliyetçilik ervahıydı, kendileri, yani Orhan Pamuk yanılılarıysa işte onun dışında kalanlar. Biz de pek kullanılmayan bir kavramı yardıma çağırarak anlatalım meramımızı: Yandaşlar, kendilerini nitelikli azınlık diye ve elbette zımnen tanımlıyordu. İmdi...
İlkten şunu belirteyim. Orhan Pamuk ödül kazandıktan sonra yazdığım birkaç yazıda, verdiğim demeçlerde bu ödülün edebi yanını vurguladım, öncelikle. Doğaldı; Pamuk'un üstündeki (bana kalırsa çok haksız) iddia bulutu, sisi, onun hiçbir yazınsal değeri olmadığını söylemeye itiyordu insanları. Böyle bir çarpıtmaya 'insaf' dememek olanaksız! O bakımdan tartışmada öncelikle bir edebiyat eleştirmeni olarak meseleyi bu yönünden göstermeye gayret ettim. Ama, şunu da bilmek gerekiyor ki, Pamuk hem siyasal 'duruşu' olan birisi hem de bugün artık bir 'kamusal aydın', hatta 'kamusal kimlik'. Beklenecektir ona dönük farklı yargılar. Hal bu olunca da meseleyi 'şimden geru' 'yazınsal değer' açısından tartmak imkan harici kalıyor. Bu 'siyasallaşmış' tartışmanın yukarıda işaret ettiğim politiko-sosyolojik yanına eğilmek zaruret kazanıyor. Bence içine itildiğimiz tartışma üç çok önemli boyuta sahip. Bunların ne olduğunu dıştan başlayıp içe doğru gelerek göstermeyi deneyelim...

Cemaat-birey ayrımı
Türkiye'nin sosyologları, sosyal psikologları var. Fakat onların çalışmaları bize şu yapısal açıdan kapsamlı ve karmaşık, nitelik açısından sorunlu ve saplantılı Türkiye hakkında çok az bilgi sunuyor. Oysa neredeyse bir laboratuvar olan bu ülkede yapılacak birçok araştırma toplumsal tepkime güdümüzün bireyselci değil kesinkes cemaatçi olduğunu gün gibi gösterebilirdi. Devletin haddinden fazla güçlü, devlet aklının haddinden fazla etkin, devlet ideolojisinin haddinden fazla buyrukçu, dayatmacı olduğu bir toplumda başka türlüsü olamazdı. Cumhuriyet derken de demokrasi derken de devletin varlığını öne çıkartmanın yanı sıra, laik derken temel iddiasını bir dinsel dogma/inanç gibi savunan bu toplumda bireyci gelişmenin önü nasıl açılabilirdi sorusunun yanıtı malum. Açılmazdı!

Buna bir de toplumsal örgütlenmesinin, dayanışmanın ve algılamanın ana unsuru İslami/dinseldir şeklinde bir yargı eklersek denklem tamamlanır. Kant'ın 'aydınlanmış insan' tanımına uygun bir insan profili yaratmak için yola çıkmıştı Cumhuriyet ve onu hazırlayan gelenek. Ne var ki, bir modernite paradoksu olarak, o birey iyi kötü belirdiğinde devlet onu bir tehdit gibi algıladı. Ortadan kaldırılması için üç darbe örgütledi. 1990 sonrasında gitgide şiddetlenen, bir yanda İslamcı cemaatçi diğer yanda Cumhuriyeçi cemaatçi yapı söz konusu bireyi büsbütün ortadan kaldırdı. Bu gazetenin sayfalarında daha önce değindiğim nomotetik, yani çok kabaca dışsal etkiye açık ve kapalı düşünme biçimi, endoktriner biçimde topluma yerleştirildiğinden insanların okulda öğrenciyken iradesi dışında verdiği söze sadık kalması bekleniyor. Herkesin aynı şeyi düşünmesi isteniyor. Farklı düşünen cemaatin dışına itiliyor, atılıyor. O dışlanan kişinin dile getirdiği düşünce ona aitmiş, yanlışsa onun yanlışıymış gibisinden yargılar söz konusu bile edilmiyor. Sürüden ayrılsın ki, onu kurt kapsın. Pamuk'a aynen bunu uyguluyoruz. Ve kabul edelim ki, şu ya da bu biçimde bu mekanizma başarılı oldu ve toplum onun aldığı ödülü reddetti. 'Pamuk vakası' nasıl bir toplumsal düşünce sistematiğine sahip olduğumuzu gösteren has mı has bir örnek!

Kitle-güruh ayrımı

'Orhan Pamuk bizimdir' iddasını ortaya atan 'nitelikli azınlık' önemli bir 'gerçeği' de sergiledi. Türkiye'de muhtemelen aydınları kapsayan önemli bir kesim bu ülkede tepki gösteren insanların kitle (mass) değil güruh (mob) olduğunu düşünüyor. Onu reddediyor. Güruhun tepkisini reddetmek yanlış değil; önce onu yerli yerine koyalım. İş, kimin güruh olduğunu bilmekte. Onlara göre cemaat tepkisi gösterenler öyle. Buna mukabil aydınların geri kalan kısmı da şaşırtıcı bir popülizm içinde kitle savunması yapıyor. Fakat onların kitle dediği güruh değil midir sorusu bir hayli meşru görünüyor. Bu ayrımın da bir tarihsel geçmişi var. CHP geleneğinden gelen Tarihsel Blok elemanları için, kitle değil güruh söz konusudur. Nitekim bizim bilinç ve düşünce tarihimizin çok uzun süre Gustav LeBon'un fikirlerini tartışmış olması boşuna değildir. İkili siyasal yapımızın öteki kanadını oluşturan milli irade yandaşlarının da aynı popülizm batağında kitle diye gene güruhu savunduğunu gösterecek örnekleri art arda sıralamak bu yazının sınırlarını aşar.
Sanırım Orhan Pamuk tartışmasında bu tepki çok net biçimde görüldü. Kitle-güruh ayrımı yapanlarla demokrasi-popülizm ayrımı yapamayanlar çeşitli modifikasyonlarla ortaya çıktı ve Pamuk'u savunmakla karalamak arasında bir yerlerde asılı kaldı. Savunanlar da yerenler de olayı ona ait olmayan değerlerle ele alınca sorun siyasallaşmadı, siyasetin önünün açılmasına katkı sağlamadı; tam tersine siyasetin popülizme kurban edilmesinde yeni bir evre ortaya çıktı. Kısacası...
Bireysel düzeydeki talepler doğruydu fakat onların sosyopolitik agrandizmanları bize çok farklı sonuçlar gösterdi. Oradan da sanırım şu sonuca varılabilir: Siyasal talep keni kendisini değilleyebiliyorsa (self-negating), yani kendi önermesini kendi öncülleriyle aşabiliyorsa anlamlıdır; yoksa siyasal alan önbelirlenmiş vargıların etkisi altında kendi üstüne kapanır, daha da kötüsü siyasalmış gibi görünmesine karşın doğrudan doğruya siyasetin kendisini reddeden bir süreci işletir. O da aşırı siyasallaşma denilen tehlikedir ve eksik siyasetten belki daha tehlikelidir.

Roman ve aşırı pragmatizm
Üçüncü kısıtlama Orhan Pamuk tartışmalarında romana yüklenen aşırı pragmatik anlamdan kaynaklandı. Orhan Pamuk büyük bir romancı. Roman geleneğinin gerek 19. yüzyılda, gerekse 20. yüzyıl sonunda ortaya çıkan bir asırlık geleneğini olağanüstü bir başarıyla özümlemiş bir edebiyatçı. Buna mukabil, söylediğim üzere, siyasal bir duruşu da var. Bu, onun duruşu. Oysa Türk basınının başyazarları da köşe yazarları da bunu kabul etmiyor. 'Türk yanlarından' veya 'halka sövmek' gibi kavramlardan söz açarak Pamuk'un genel, 'ulusal', haydi niceliksel iddialarını da gözönünde bulundurarak, 'kitlesel' diyelim, 'doğrulardan' yana olmasını istiyorlar. Buradaki 'doğru' çok önemli bir kavram. Çünkü bu genelin kabulüne dayanan 'şey' anlamına geliyor. Bu noktada da Pamuk'un 'toplumsal kimliği' hatırlatılıyor ve 'böyle bir romancının şöyle davranması gerekir' şeklinde sözler ediliyor.
Oysa, tekrar edelim, Pamuk'un siyasal duruşu her neyse bu onun duruşu. Yanlış da doğru da olsa onun duruşu bu. Bunların bileşkesi olarak da bu, bir romancının duruşu diyelim. Oysa, hakkında görüş oluştururken Pamuk bu yanıyla ele alınmıyor. Daha da beteri, Pamuk'un romanıyla, bu demektir ki, edebiyatçı kişiliğiyle, "doğruları göstermesi" bekleniyor. Bizim roman geleneğimizden türeyen, romancının romancı kimliğinden önce tarihsel gerçekleri yerli yerine oturtma iddasından kaynaklanıyor bu tutum. Tanzimat romancılarımızdan postmodern romancılarımıza kadar bu böyle. O zaman da toplum roman okumuyor, romana yüklenmiş bir pragmatik arayış içine giriyor. Romanın ifade ettiği öteki, yani asıl gerçek nedir bunu arıyor ve romancıyı o açıdan değerlendiriyor. Kuşkusuz romanın toplumsal olmak gibi bir özelliği vardır ve bu onun çok değerli bir yanıdır ama romancı tarihçi değildir, sosyolog değildir. Hata yapma hakkına da sahiptir. Giderek bu Türkiye'nin aşırı yararcılık (utiliterianism) yanından beslenen aşırı pragmatizmle bütünleşmiş, roman da dahil her şeye çok işlevsel bir açıdan bakmayı ve indirgemeci olmayı öngören bir çıkmaza dönüşüyor. Pamuk'un romancılığı şimdi bu kısıtlama içinde belki de hiç okunmadan yargılanıyor. Üstelik 'doğru' denilen şey de önceden belirlenmiş, önyargıya dönüşmüş bazı genel kabuller anlamına geliyor.

O zaman gökten üç ham elma düşüyor: Türkiye, aşırı bir atomizasyonla kitle ya da güruh arasında sıkışıyor ve siyaset çizgisini bu koşul tayin ediyor, siyaset de, toplumsallaşma süreci de aşırı bir siyasallaşmayla cemaatçi ve yeri geldiğinde de cemaat dışı klan türü birimlerde üretiliyor, nihayet aşırı pragmatizmin ve yararcılığın dışına çıkamıyor.
Türkiye'nin siyasal toplumsal kartografyası bu! Pamuk'lu olması bir şeyi değiştirmiyor.

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
 
Orhan Pamuk Kıssası Veya Aşırılıklar Toplumu
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» DÜNDEN BUGUNE AMİGO ORHAN ...
» Konu açarken veya Mesaj yazarken... (Yardım)
» chatbox önerisi : engellediğimizde veya attığımızda süresinide versek
» Sol ve Sağ Yukarıda Çek-Bırak Rozet (Sabit veya Hareketli)
» [54 evet]kullanıcı adı veya e-mail ile giriş

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Akademik Forumlar :: Edebiyat-
Buraya geçin: