AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 O.n.e..A..d.a.y

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki
YazarMesaj
sazan
gri
gri


Mesaj Sayısı : 16
Yaş : 34
Kayıt tarihi : 26/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Salı Ocak 09, 2007 4:57 pm

"uyanıp aldanıştan kendime geldiğimde
ve gürültüsü kalabalığın ürkütüp öteye
kaçırdığında benim çağrısız konuk hayalimi
ah nasıl bozmak istiyorum onların şenliğini
ve küstahça fırlatmak yüzlerine
acıya ve öfkeye bulanmış demirden bir şiiri!"

Yine bir alıntıyla başlıyordu güne. Rüyasındaki koşturmadan,
heyecandan,kadından ve çocuktan uzakta yeni bir gün vardı önünde.
son zamanlarda giderek tuhaflaşmıştı rüyaları. Alkolü fazla mı kaçırıyordu ya da şu ucuz sigaracı başka tütünler mi katıyordu. Hayallerle yaşamak değil, iliklerine kadar gerçeği yaşamak. Gün gün... Kaç zamandır nihale olarak kullanıdığı ajandaya uzandı. Yepyeni bir sayfa açtı. Lermontov'un deminki dizelerini yazdı. Diğer sayfaya geçti. Artık sıra kendi mısralarındaydı. Bazı sayfalarında şiirimsi, bazılarında çizimleri olacak olan bir kitaba başlayacaktı. Bu ajanda onun taslağıydı. Her yere götürecek ve anında ne hissetmişse yazacak, neyi yaşamışsa resimleyecekti. An'ı yaşamaktan bunu anlıyordu. "Artık anı biriktirmek istemiyorum!"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
SpYd0gS
Moderator
Moderator


Mesaj Sayısı : 301
Kayıt tarihi : 20/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Salı Ocak 09, 2007 7:12 pm

An diye düşündü "an" gidip gelmek geçmiş ile şim di arasında sayısızca.
"An" dedi karar vermektir. An'ı isimlendirenler utansın. AN SADECE YAŞANIR ve TÜKETİLİR aksini kim iddia edebilirki. Kafası Karma karışıktı ve kafasındaki tek nokta sokaktaki küçük kızdı. Onu da yaşamına katmayı istiyor Ama sorumluluk alamıyordu. Sorumluluğu kendinden uzak tutan insan tipi ne idi sahi. Belki de bunu yaşamak istiyor yaşamı ile hayallerini, hayalleriyle bilinç altını istemi dışında birbirine katıyordu. Hedefi yok tu hedef ona göre yukarıda olduğunu sananların aksine aşağıda da olabilirdi. "SIGINMAK" kendine sığınmanın farkındaydı ama olmuyordu. Herşeyi unutmuştu veye öyle sanıyordu. Kimseye anlatılacak birşey yoktu ki. Öykü kendini yaşıyordu kahramanı çaresiz. Çare yaşadıklarındaydı biliyor ama hiçbirşey yapamıyordu. Kesinlikle bukadar kısa süremez diyor tekrarları çoğaltarak kendine dönüyordu. Bu kendine dönen insanların yaşadığı ama kabullenmekte zorlandığı bir yolculuktu.
Düşünceleri nedense takılmıştı o küçük kıza, yaşamdaki sözcüsü olabilirdi, tüm bunlar hayalmiydi? Ne kendinden çıkabiliyor nede başkasına gidebiliyor du. Zor olan da buydu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Salı Ocak 09, 2007 10:39 pm

Şu an ki halinden hiçte şikayet etmeye hakkı yoktu sanki...O değil miydi küçükken dahi iflah edilemez bir ruh olan...Daha orta okul sıralarındayken karalamıştı halbuki defterinin orta sayfalarına bir ders esnasında...Yazdığı kelimeler dün gibi aklına :

'' Tek kollu bir ressam olmak istiyorum galiba
yada tek parmaklı bir gitarist...

Bir keman virtüözü belkide tekerlekli sandalyeye mahkum,
oturduğu yerden resital veren

Sanatkar olabilir miyim öğretmenim?

Bir organımı versem izin verir misiniz?

Kalbim ve beynim hariç istediğinizi seçebilirsiniz...

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
byygece
Moderator
Moderator


Mesaj Sayısı : 53
Yaş : 35
Kayıt tarihi : 06/01/07

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Çarş. Ocak 10, 2007 12:01 pm

bir süre daha o orta okul sıralarındayken karaladığı kelimelerde gezinen aklını isteksiz bir hal ile alıp o an’dan pencereye doğru yürüdü, dışarıyı izledi bir süre.hayalleri geçti gözünün önünden bir bir.beklediği bir şeyler vardı hayallerinden geleceğini bildiği ama henüz gelmemiş olan.hemen pencerenin dışında kalan koca şehir suskunlaşırken derinlerine doğru,o küçük kız çocuğuna takıldı bir süre…siyahın üzerinde parlayan siyah gözlerine.bir şeyler yapmalıydı…ve almalıydı o küçük kızı hayallerine.çünkü ona en yakın olduğunu bildiği hayali o küçük kızdan başkası olamazdı kanınca.çünkü bir yerlerden başlayabilseydi eğer hayallerine ulaşabilmeye, emindi ki her şey çok daha başkalaşmaya başlayacaktı.daha fazla dayanamayıp sokağa attı kendini.alabildiğine serseri tavrıyla adımlarının yürüyordu sadece nereye yürüdüğünü umursamaksızın.önemi yoktu nereye gideceğinin.sadece gitmek istiyordu…hızlandı sonra adımları, sonra daha da hızlandı ve koşmaya başladı.delice koşuyordu, kan kırmızıya dönen suratından akan terler kanıtlıyordu sanki çok az kaldığını neresi olduğunu bilmediği varacağı yere.koşuyordu…kesilmek üzere olan nefesine inat koşuyordu.ve firen atan bir kamyonun lastiklerinden çıkan o kulakları çınlatıcı sesle kendine geldi bir ara.sağına soluna baktı ve “ne” diye bağırmaya başladı…

-nee?…neden herkes bana bakıyor?hiç mi görmediniz hayallerine yetişmek için koşan bir adam?bu kadar yakınken en varmak istediği hayaline, yakalayamayışına çıldırmak üzere olan birine hiç mi rastlamadınız?bırakın aptal aptal beni izlemeyi.bakın, hayat devam ediyor…sen,gözlüklerini çıkarda bir bak bakalım patronunun geç kalmana kızacağını göremiyor musun?yada sen amca,kahveye gitmemen neyi değiştirir hayatında bir sor bakalım kendine…

sonuna yaklaşmak diye geçti aklından.o gözlüklü adam gözlüğünü çıkardığı zaman patronunun ona kızmaktan vazgeçmeyeceğini biliyordu.ve o amca kahveye gitmezse artık bir şeylerin sonuna ramak vardı vakit diğerlerinin gözünde.azalıyordu sanki paylarına düşen hayatta.

Tekrar başladı yürümeye öfkeli öfkeli.birkaç yüz metre yol alamadan daha durdu, kaldırımın kenarına oturdu ve başını gökyüzüne kaldırdı.”tanrım,lütfen bana güç ver.en azından olup bitenlere anlam verebilecek kadar.lütfen tanrım.lütfen…lütfen…” cebini yokladı sonra.buruşmuş paketinden kırılmamış olan üç dal sigaradan birini çıkarttı ve bir süre izledi sigarayı evirip çevirerek.sonra kibriti aradı diğer eliyle diğer cebinde, yoktu…sağa sola bakındı bir,sonra köşedeki taksici gözüne ilişti.yürüdü taksiye doğru ve nefes alıp verişlerindeki hırıltıyı fark etmeksizin taksinin camına eğildi.taksici sıçrayarak kaldırdı başını, tam uyumak üzereyken Faruk’un hırıltılı nefes ritmi korkutmuştu adamı.buyurun dedi bozuntuya vermeden taksici.

-ateş…ateşin var mı arkadaşım?

Adam tabi diyerek yayıldı biraz daha arabanın koltuğuna ve kot pantolonunun çakmak cebine iyice sıkışan çakmağı çıkarmak için uğraşmaya başladı.faruk bir süre bekledikten sonra adamı içinden söylenerek yürümeye başladı tekrar.adam yaklaşık iki dakika uğraşmıştı çakmağı çıkarmak için ama hala çıkaramamıştı.faruk,
-o koca kıçını çıkartsan ölürsün sanki arabadan?
diye homurdanarak yürümeye devam ederken taksici seslendi arkasından.

-hey…arkadaşım nereye?hem çakmak istiyorsun hem de sigaranı yakmadan dönüp gidiyorsun.hasta mısın be adam?…

Faruk aşırı bir tepkiyle dönüp hızlı hızlı adama doğru yürümeye başladı.ve burunun dibine kadar getirdiği kanlı gözleriyle adanım çenesinden tutarak,

-evet arkadaşım…hastayım evet…ne o, tedavimi edeceksin?
dedi.

adamın bembeyaz olan suratında ki o korku yatıştırırken o an ki sinirini,

-lütfen arkadaşım…lütfen git başımdan

dedi yumuşaklaşmak için henüz ham olan bir ses tonuyla.ve taksiciye verdi elindeki sigarayı.taksicide olup bitene bir anlam verememişken daha,
-adın ne senin?
diye sordu taksiciye…
-cemal ağabey…adım cemal…
-cemal evli misin?
-evet ağabey…
-peki çocuğun var mı cemal?
-Allah bizim ederse bir kızım var ağabey…

sustu bir süre, sonra suskunluğu taksici bozdu.

-ağlıyor musun?
-bilmem…sence cemal? sence ağlıyor muyum?

cemal yüzüne baktı bir süre faruk’un. Sonra,
-gel ağabey benimle,oturalım biraz hal dert demleyelim seninle
dedi.faruk hayır demeliydi.hayır cemal, benim acilen gitmem gerek.bana en yakın ve onu hayallerime almaktan başka hiçbir çıkarımın olmadığı birini bulmam gerek demeliydi ama,diyemedi…sustu ve yürüdü taksici cemalin ardından.arabaya bindiler ve sol burun kıvrımında dudaklarına yayılmak üzere yoğunlaşan bir damla yaşı silmek istedi cemal.yavaşça döndü cemal’e ve

-gidelim

dedi.cemal anlamıştı sanki onu ve hiç sormadan marşa basıp çalıştırdı arabayı.bir süre ısıttıktan sonra hareket etti.çamlık bir ormanda yukarılara doğru çıktıktan sonra bir piknik alanı gibi bir yere getirdi faruk’u.arabayı stop edip indi arabadan yavaşça.bagajı açtı ve bira ile dolu olan piknik sepetinden ikişer bira aldı eline.biralar biraz ılıktı ama bunun pek de önemi yoktu o an için.tekrar bindi arabaya ve biraların birini fakuk’a uzattı.dönüp cemalin yüzüne bakan Faruk öyle bir haldeydi ki hayır diyemiyordu.aldı birayı ve içmeye başladılar.ilk yudum yavaş,ikinci biraz hatırı sayılır ve üçüncü yudumdan sonra şişeleri atacak mıyız cemal dercesine bakarak şişeyi oynamaya başladı elinde.cemal ikinci yudumunu aldıktan sonra fark etti faruk’un bitmiş olan birasını.hiç ses etmeden ikinci şişeyi açıp uzattı.faruk teşekkür ederim cemal diyerek söze girdi.

-nerede olduğu,ne olduğu, ne kadar olduğu, nasıl olduğu, kim olduğu hakkında çok az bilgi sahibi olduğunu fark eden bir adam artık ne yapmalıdır cemal? bir önerin varmı?
- ağabey, benim dilim pek laf çevirmez ama içim anlar seni.anlatmak istersen dinler seni…
-anlatılacak çok, o kadar çok şey var ki.tek sorun başlayamamak söze…
cemal ilk birasının son yudumu için dudaklarına götürürken şişeyi, Faruk ikinci şişeyi de bıraktı yavaşça ayaklarının arasına, yere…cemal yüzüne bakıyordu aval aval…
-bakma cemal’im bakma.inan bana farkında bile değilim affedersin…
cemal hiç oralı olmayan tavrıyla yine kavradı diğer şişeyi.bu üçüncü birasıydı Faruk’un ve aslında cemalin hakkıydı.onu da verdi cemal.faruk’da iki hızlı içilmiş biranın verdiği o rahat tavı elini uzattı ve konsoldaki paketten bir sigara aldı.216 içiyordu cemal…sigaranın uzayan külüne daldı bir süre.sonra cemal’e dönüp,
-her yangın bir kül yığını bırakır mı cemal hep böyle?neden onu yaşamaktan haz aldığı halde bitip gitsin diye çabalar bu insanoğlu?neden cemal?…neden?
-açtır çünkü ağabey…düşün, açlıktan ölecek reddede bir insan düşün.tutup onu kuş sütü bile eksik olmayan bir sofraya oturt ve izle.nasıl saldırıyor tüm sofraya bir izle.ve doyup geri çekildiği zaman herhangi bir yemeğin tadını sor yediklerinden.ve gör bak alabilmiş mi tadını?tüm yedikleri için ortak ve sıradan bir cevap, güzeldi…farkında değildi ki aslında o sofrada yediği her çeşit yemeğin eşi ve benzeri yoktu hayatta.ve tekrar aynı lezzetle yenilebilecek türden yemekler değildi.açtı ve saldırdı sadece ne olduğunu umursamadığı yemeklere.tadını merak etmedi hiç.doydu sadece... şimdi açsın tahminimce Faruk ağabey sende.tek derdinde doymak gibi geliyor bana.yanılıyor muyum?

sessizdi Faruk…sanki dili tutulmuş gibi tek bir söz bile edemeden düşünüyordu.haklıydı belki cemal.açlığın hırsıyla adeta yağmalıyordu tüm sofrayı.oysa her lokmasının tadını alarak yiyebilme şansları varken hırsla yağmalayışlarının akıllarına çok daha sonradan düşüreceği “keşke”ler geldi gözünün önüne.şimdi kendi avuçlarında da yığınlarca keşke…

birden çalışan araba sesiyle irkildi.dönüp cemal’e,
-nereye?
diye sordu.
-seni birine götüreceğim ağabey.yada onu bize getireceğim.çok daha güzel bir sohbet olacak bu…
-kime cemal?kime gideceğiz?yada bize gelecek olan kim?
- ceylin ağabey…adı ceylin…mükemmel bir insandır.gözüne bakıp seni sana anlatan türden.
-bak bunu sevdim.belki dediğin gibi biriyse bana bakıp anlatarak beni alıp çıkarabilir bu allak bulaklıktan.
telefona sarıldı cemal…
-alooo…
merhaba ceylin,
cemal ben.
müsait misin?
peki hazırlan o halde on dakikaya kapıdan alacağız seni.
nerde?
hmm…
peki…
o zaman on dakika sonra orada buluşalım.
görüşürüz canım…

-nereye gidiyoruz cemal?
-bizim bir mekan var hep takıldığımız, oraya ağabey.sağlam çocuklardır, halden anlarlar…kafamıza göre takılırız.
-peki iş cemal?sen çalışmıyor musun?
-bugün hayır ağabey, bugün hayır…bugün bir yürek için çalışmak istiyorum en sevdiğim mesleğimde.bugün dinleyip içmek istiyorum sadece.birlikte çalışacağız ekip olarak…
-bu kadar iyi olma cemal…bu kadar iyi olma gözünü seveyim.
-iyi olduğumu nerden biliyorsun ağabey?bak ben çok istedim oturup birileriyle paylaşmayı en karma karışık zamanlarında aklımın.ama benim karşıma bir cemal çıkmamıştı.sen bu konuda şanslısın, bende iyi hissediyor kendimi…kimsesi olmayan bir cemal’den kurtarıyorum çünkü an’ı…

ve ara sokaklardan yine o mahalle akmaya başladı gözlerinden içine.nihayetinde durdu araba ve başını sağ tarafa çeviren Faruk, bar’ın kapısıyla göz göze geldi.ama o küçük kız çocuğu bu kez kapının önünde değildi.girdiler sonra içeri, barda henüz temizlik muhabbeti.

-selam canlar…
-ohoo…cemal ağabey, hoş gelmişsin…
-hoş bulmuşuz can…nasılsınız bakalım?
-nasıl olsun be ağabey?koşuşturmaca işte…
-bizim ceylin burada olacaktı,gelmedi mi daha?
-yok ağabey…zaten sabah altı gibi gitti buradan.inecek hava alanı arar bir halde…ayılamamıştır daha.
-ayılmış ayılmış,telefonda görüştük biraz evvel.şimdi gelir…

der demez kapı açıldı.gelen ceylin’di. Faruk kapıya sırtı dönük, cemal,

-ve işte geldi meleğim benim…

dedi. Faruk yavaşça arkasını döndü ve birde baktı ki Ceylin Faruk’un o sır küpü sarışınıydı.donakalan Faruk’a şöyle oturalım diyen cemal bu sessizliğe bir anlam ararken, ceylin,

-tahmin etmiştim…

dedi.

-neyi?

Diye soran cemal’e,

-sen beni bu saatlerde aramazsın hiç cemal.mutlaka garip bir olay yaşanacak ki aradın beni.
dedi…cemal şaşkın şaşkın

–gariplik ne şimdi burada?
-an cemal, an…
dedi Faruk…ve masaya geçtiler.cemal;
-rakı içelim mi?
Diye sordu.ve Faruk,
-burası pub’mış cemal.rakı yokmuş burada.
dedi…
-o müşteriler için Faruk.biz müşteri değiliz
diyen cemal’e gülümseyerek,
-mükemmel bir seçim kahvaltı için cemal.gerçekten mükemmel bir seçim.evet rakı içelim…
dedi ceylin.garsonlardan birini tekel büfesine gönderen cemal kendisi girip mutfağa mezelik bir şeyler hazırlamaya gitti.müziğin ara ritimlerinden sızan bir diyalog ilişiyordu Faruk’un kulaklarına.cemal biriyle konuşuyordu içerde.ince sesli bir kızla gibi.meraklandı.kalkıp mutfağa gitmek istiyor ama nedense hala çekiniyordu bardakilerden.
-hayallerinin kapısındasın…
diyen bir sesle irkildi.dalmıştı çünkü mutfaktan gelen o konuşma sesi kırıntılarına.dönüp baktığında bal rengi bir çift gözle kesişti gözleri.öyle bir bakıyordu ki ceylin, Faruk’un gözlerinden içeri yakıcı bir madde gibi bir şeyler akıyordu.
-geldim ağabeyler…
diyen bir sesle bozuldu büyüsü an’ın.büfeye giden garsondu gelen.bir yetmişlik koydu masaya ve mezeler gelmeye başladı mutfaktan.kadehler dolduruldu ilk yudumlar alındı. Faruk ilk yudumu yutmaya çalışırken buruşturduğu yüzüyle hala mutfağın kapısında duyduğu ve hiçte yabancı olmadığını bildiği halde bir türlü hatırlayamadığı sesin sahibini sorgularken, mutfaktan bir tepsinin yere düştüğünü ispatlayan bir sesle sıçradı şarkının es anında.dalıp dalıp gittiği için ikide bir sıçrayarak yada irkilerek kendine geldiğini fark edişinin verdiğin o utangaçlık kırmızısı yüzü birden bembeyaz kesildi.mutfaktan elindeki peçete ile ağzını kurulayarak çıkan kız çocuğuydu.o en son kapının önünde bırakılmak zorunda kalan kız çocuğu.ve yüzünde doymamış bir karnın yetinme yeteneğiyle tebessüme dönüşmüş bir teşekkür ifadesi...

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.netlarus.com/bkg/
astralcat
Moderator
Moderator


Kadın
Mesaj Sayısı : 312
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 20/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Çarş. Ocak 10, 2007 4:56 pm

İşte şimdi karşısındaydı arayıp durduğu, bulmak için kendini sokaklara vurduğu kız çocuğu.. hem de hiç ummadığı bir an'da....

Bu beklenmedik karşılaşma "kesişme-ler" şaşkına çeviriyordu ve zihninin tümden bulanmasına neden oluyordu. Yaşananlara anlam vermeye çalıştıkca herşey daha da karmaşıklaşıyordu. Yine zihninde binlerce soru sıralanmaya başlamıştı bile..

Şu sarışın kadınla yaşananlar, çocuğu bar kapısında görmesi... ... hani hepsi rüyaydı! hani müziğin zamansız bitişiyle uyanmıştı rüyadan.. şimdi bunlar da neyin nesiydi!!!! Cemal'de beyninde kurguladığı biri miydi yoksa? Pub a ilk gelişinde içemediği rakıyı, gördüğü sarışınları, unutamadığı kız çocuğunu bilinçaltında yeniden şekillendirip canlandırıyor muydu aceba??

'hayatında bi şeyler iyi gidiyorsa, emin ol rüya görüyorsundur' lafını hatırladı ama bu sözüne inanmayı istemedi, yaşadıkları öyle güzel ve inanılmazdı ki , hayallerinin kapısı açılmış içeriye girmesine bir adım kalmışken bu sihirli an'ı bozmak istemedi ve bütün olumsuz düşünceleri varsayımları zihninden uzaklaştırıp sorgulamadan an'ı yaşamaya herşeyi akışına bırakmaya karar verdi. Ne de olsa gerçekte ne zaman vardı ne de mekan bunların hepsi insan oğlunun isimlendirdiği olgulardı , enlem,boylam,meridyen,ufuk çizgisi gibii...

Bütün imkansızlara, mantık dışılara, doğa üstülere, kesişmelere hazırdı artık. Sorgulayan,anlamlandırmaya çalışan bakışları değişmişti. Gözlerinde an'ı yaşamanın rahatlığını yansıtarak küçük kızı izliyordu...

Mutfak kapısında elinde içi meze dolu tepsiyle Cemal belirdi...

_________________
GÖZLÜYE GİZLİ YOK
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://my.opera.com/astralcat/blog/
gölgeçiçeyii
gri
gri


Kadın
Mesaj Sayısı : 15
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 08/01/07

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Perş. Ocak 11, 2007 4:15 pm

Yaklaştı …yaklaştı… meze dolu tepsiyi yere fırlatıp… kahkahalarla gülmeye başladı… faruk’a sinsi bi bakış atıp, biliyomusun…dedi… bir şeyin siyahın üzerinde parlaması için beyaz olması gerekir.. … ardından küçük kızı gösterircesine bi kafa çevirip, bu yüzden babası onun adını Beyaz koydu. Ama … bahtı kara zavallımın… kardeşimin kızı… kardeşim kemal.. iyi adamdır. Hemen ötede şeker satar.. onun da geçimi o naspın… Faruk bu karışmışlık ötesi durumda neleeeer dönüyo burda ben ben değilim… ben neyim …nerdeyim ulaaaan diyerek ağlamaya başladı… ve ayağa kalktı..koşarak masalardan birinin üstüne çıktı.. güçsüzlüğünün verdiği güçle bir kocaman haykırış attı.. “benimle beraber ağlarmısınııızz”…. “ benimlee… berabeeeer … ağlarmısınııııızzz!!!”…… sır küpü sarışın abla ceylin’di onu sakinleştirmeye çalışan yaklaşık bi on dakika sonrasında…bi an gözleri parladı faruk’un… evet evet aşk tı bu … onu bu güçsüz anında yanında bırakmayan bu sarışın hatun onun hatunu olmalıydı…evet doğruydu sarışınlardan nefret ederdi… ama olsun boya nede olsa… kökü ondaydı… o an tek düşündüğü hatunu alıp eve götürmek ve hayatının kadını yapmaktı… çocuklarının anası.. hem bunca yıl belki de onu beklemişti… bu onun için bi dönüm noktasıydı… cemali aradı gözleri bu arada… cemal .. bu .. ‘gün dert dinleme günü’… eeeee… naspın … köşedeki masada bi adamla rakı tokuşturmaca anında… cemalin yanında buldu kendini… nikah şahidim olurmusun?... sana söylüyom cemal.. nikah şahidim olurmusun??... cemal şaşkın… hah bi bu eksikti tam oldu farukcuğum…. Seni de iki dakika yalnız bırakmaya gelmiyo… Faruk bi heyecanla uğur yüzüğünü çıkardı parmağından… bak.. dedi bunu hemen ceyline vereceğim ve ona evlenme teklif edeceğim… ve bir nikah şahidine ihtiyacım var acilen… o anda yanında küçük kız belirdi… kocaman siyah gözleri… bişeyler söylemek ister gibiydi… sonra farukun eline bir kağıt uzatıp… arkasını dönerek usul adımlarla uzaklaşmaya başladı… Faruk bi kıza bi kağıda baktı… arkasından gitmek istedi.. ama şimdi bunun sırası değildi… bir an önce şu nikah işlemlerine başlamalıydı… bu arada şaşkındı da… küçük kızın neden kendisine bir adisyon kağıdı verdiğini anlayamamıştı… kağıdı masaya doğru koymaya yeltenmişken… arkasında bi yazı gördü… “ sanat öyle yapılmaz, böyle yapılır”.. evet kızın son sözleriydi bunlar… Doğa kurallarını dize getiriyoo bu küçük kız … farukun kafasında şimşekler çakmaktaydı… o an dünyası tersine döndü… artık hiçbir şeyin ayırdında değildi…. Kafası karmakarışıktı… notu cebine koydu … ve cemale dönüp… abi ben bugün çok içtim… kafam güzel ben güzel höhööööyt deyip kalktı masadan ceylinin yanına doğru… ceylin … güzel hatunu… bak ceylin dedi… bak senden çok hoşlandım… ama şuan bunu yapamam.. lütfen ısrar etme… yüzüğü ceyline uzattı … bu … bu benim uğur yüzüğüm… ama şunu biliyorum ki artık bana uğur filan getirmiyo… al senin olsun… sen hesabı öde.. bu işte burada bitsin.. daha fazla üstüme gelme… nolur deyip… koşar adımlarla barı terk etti…. Islaktı her yer… yağmur altında… bir karışık adam… eve doğru deriiiin düşüncelerle yol almaya başladı………
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Perş. Ocak 11, 2007 5:38 pm

Ertesi sabah, limandan ipi kopup gözünü okyanusun ortasında açan bir gemi gibi hissetti kendini...Hayal meyal hatırlıyordu yaşadıklarını...İçkinin etkisi ile hala başı dönüyor ve midesi bulanıyordu...Neler de yapmıştı öyle...Az daha evlenecekti...Oysa CANSU vardı...Ona ne olmuştu? Kendisini öyküyü okumadan öykünün ortasından direkt dalan bir yazarın kaleminden çıkmış bir öykü kahramanı gibi hissetmeye başlamıştı...

-''Bu hayat çok tehlikeli bir hal almaya başladı'' diye geçirdi içinden...

'' Her an herşeye açık bir sürprizler silsilesi...Anlık ruh halleri belirliyor insanın yaşamını...En sevdiklerini bile bir anlık ''mutlu olma dürtüsü ile unutabiliyorsun''...Mutluluk çok tehlikeli bir duygu aslında...Ya da mutlu olma isteği...Her an seni herşeyi yapmaya zorlayabilir...Hatta öyle ki içkiyi biraz fazla kaçırınca kendine şiirler yazdıran CANSU'yu bile unutturabilir sana...Gidip birkaç gün önce tanıştığın sarışın bir hatunla bile evlenmeye kalkışabilirsin aniden...Çünkü senin asıl istediğin o küçük kız çocuğu...Cansu sadece bir araç mı yoksa bunun için? O kız çocuğunu o kadar çok istiyorsun ki seni onun için karnında taşıyıp senin kucağına verecek birini mi arıyorsun yoksa? ''

-''Hayır bunu yapmamalısın...'' diye geçirdi sonra içinden...

''Öncelikle Cansu'nun hayatında ki yerini ve önemini tam olarak kestirmelisin...Mutluluğa giden yolda onun yeri nedir? Ve küçük kız çocuğuna katacağı anlam nedir? Öncelikle bunu kestirmelisin Faruk!! Yoksa bir gecelik mutluluk isteğine kurban gidecek tüm hayallerin ve sevdiklerin!''

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
elif bengü
Moderator
Moderator


Kadın
Mesaj Sayısı : 25
Yaş : 50
Kayıt tarihi : 22/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Perş. Ocak 11, 2007 8:00 pm

Cansu, küçük pencereden baktığında arnavut taşlı yokuşun en sonunda kaldırıma oturmuş küçük kızını görebiliyordu. Kız öylece bakıyordu yanıbaşında oynayan çocuklara. Bir türlü anlamıyordu onun sessizliğini. Ne yaptıysa çözememişti. Hiç konuşmuyordu küçük kız. Sanki başka bir alemde yaşıyor gibiydi.

Doktor "Geçirdiği travma yüzünden..." başlıklı uzun ve anlaşılmaz bir konuşma yapmıştı. "Haksızlık bu!" diye düşünmüştü Cansu. Ve kızının gözleri önünde koşarak kendini pencereden aşağı atan kocasına bir kere daha lanet yağdırmıştı.

Küçük kız, başka bir dünyanın insanı oluvermişti sanki. Orada yok gibiydi. Bazen boşluğa bakıyor, bazen durup dururken ağlamaya başlıyordu. En korkuncu da bir süredir nereden bulduğunu bilmediği yırtık ve üzerinde anlamsız çizgiler olan bir kağıdı elinden hiç bırakmayışıydı...

...

Uzak bir şehirde, bir adam, Faruk Antalya, yaşadıklarının düş mü gerçek mi olduğunun ayrımına varmaya çalışıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeçiçeyii
gri
gri


Kadın
Mesaj Sayısı : 15
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 08/01/07

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   C.tesi Ocak 13, 2007 3:42 pm

düş'tü tabiii... düş.. o bi düşün adamıydı... düşünden bu hale gelmişti zaten.... düşlerini taşır dururdu bi kaplumbaa gibi.. ama nereye kadar... ne zamana kadar... onu bilemiyodu... bilmekte istemiyodu... kaybolmuştu yalnızlığının içinde.... bi çıkış filan da aradığı yoktu... memnundu halinden. bu gelgitlerin sonu nereye varacak... umrundamıydı sanki... amaaan dedi içinden...
ben bi gidip şu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sazan
gri
gri


Mesaj Sayısı : 16
Yaş : 34
Kayıt tarihi : 26/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   C.tesi Ocak 13, 2007 7:05 pm

karnımı doyurayım..işte sonunda beni de uydurdular düzene. karın doyurmaktan başka nedir ki yaşam? ekmek kavgası ne doğru bir laf? " bunları düşünüp dolabı açtı, içinde birkaç zeytin tanesinin olduğu bir tas, iki bayat yumurta ve üç kutu bira duran buzdolabının kapağını hışımla kapattı. Midesinden gelen sessiz çığlığa kulak verdi. Bir zamanlar gençlik hevesiyle aldığı şimdi sigara yanığından göz göz olmuş rengi solmuş deri montunu sırtına geçirdi. Kapıyı çekip çıktı. Dışarıda nazlı bir yağmur vardı. damlalar ürkek ürkek düşüyorlardı yere, utanarak camlara vuruyordu. böyle havaları severdi, ne soğuk ne sıcak hele bir de ıslatan yağmur varsa...yokuşun tepesindeki apartmandan çıkarken yine aklına geldi. Huzur apartmanıydı adı ama sakinleri pek sakin veya huzurlu değildi. tüm duvarlardan karıkoca kavgaları, bebek ağlamaları yükselirdi. bunların hepsi sanat ortamını elverişsiz hale getiriyordu. Bu yüzden uğramaz olmuştu evine. Bahanesini beğendi, yüzüne bir gülümseme yayıldı, bunu kutlamak için meteorolojik şampanyayı kullandı,başını gökyüzüne kaldırıp ağzıyla yağmur damlası yakalamaya başladı ama sakallarından aşağı cilveli cilveli kaçıyordu bu su perileri. yoldan geçenler aklını oynatmış biridir diye iğrenerek ve acıyarak baktılar. Bu bakışları tanırdı "aklımı mı oynatıyorum" diye düşündü. Yağmur hızlanmıştı, yağmurun ivmesiyle daha çabuk indi yokuştan, dar sokaklardan geçti, kaldırımlardaki arabalara sürtünerek. Biliyordu ki bu şehirde kaybolunmaz, her yokuş denize inerdi çünkü. Deniz kıyısında haftaiçi terkedilmişliği vardı. normal insanların çalışma saatlerinde gelirdi buraya. Çünkü en çok tenhayken severdi buraları. işte köşede balıkçılık oynayan iki adam ve en kıyıda bir ayyaş duruyordu. Büfeden sigara aldı ve hemen eline simit tutuşturdu bir çocuk. İki simit aldı. birisi kendine, diğeri martılaraydı. Ufalarken elinde simiti birkaç martı çoktan belirmişti tepesinde. "onlar da ekmek derdinde".
"ya o küçük kız da açsa?...."
...
Yağmurda ıslanmasın diye çamaşırları hızla toplamaya başlamıştı Cansu. Sonra kızının dışarıda olduğunu hatırladı. Neden böyle bir isim seçmişlerdi ki? Adlar mıdır insanların kaderini çizen? yağmur daha da şiddetlenmeden seslendi kızına, " yağmurda hasta olursun annecim eve gel, sana diyorum Lal!"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
mikrocip
Moderator
Moderator


Mesaj Sayısı : 47
Yaş : 36
Kayıt tarihi : 29/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Paz Ocak 14, 2007 1:37 pm

GENELDE BAŞPARMAĞINDA OLAN UĞUR YÜZÜĞÜNÜN ÖYKÜSÜ:

Bu Yüzüğü 17 yaşlarındayken,yolda bulmuştu.

Üstünde sevimli,sırıtan bir kurbağacık var gibiydi. Çok sevdi ve başparmağına taktı. O sıralar sadece yolda bulunmuş sevimli bir yüzüktü.

Yüzüğün uğurlanması zamanla olmuştu…

Bir şekilde yüzüğü kaybediyor, kaybettiğini fark ettiğinde deli gibi arıyordu. Daha sonra bir vakit, nerden, nasıl olduğunu anlamadan, olması gereken yerde, başpararmağinda buluveriyordu ansızın.

Bu durum, dejavu gibi tekrarlanıp duruyordu. Yüzük her kaybolduğunda arıyor, bulamıyor, daha sonrada başparmağında hissediyordu..

Asla kaybolmayan bir yüzük, ancak uğurlu bir yüzük olabilirdi….

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeçiçeyii
gri
gri


Kadın
Mesaj Sayısı : 15
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 08/01/07

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Paz Ocak 14, 2007 5:02 pm

ama artık kaybetmişti... daha doğrusu onu kendi elleriyle yok olmaya mahkum etmişti... aman allahım ne yaptım ben... diye bir iç geçirdi... aman allahım ver iz may mayınd??!!! yüzük tekrar vücuda gelip kendisine gelmeyi tercih eder miydi acaba.. .... o zaman yüzük bi zaman geldiinde tekrar kendisinin olabilirdi..belki.. bunu beklemli miydi... bekleyemezdi... bir an önce gidip ceylini bulmalı ve
....


En son tarafından Ptsi Ocak 15, 2007 3:27 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
elif bengü
Moderator
Moderator


Kadın
Mesaj Sayısı : 25
Yaş : 50
Kayıt tarihi : 22/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Paz Ocak 14, 2007 5:27 pm

Hiç ses çıkmadı Lal'den... Nereye kaybolmuştu bu kız? Cansu terliklerini kapının önünde çıkarıp çoraplı ayaklarına sokak terliklerini geçirdi. Yıllar önce biri ona böyle bir görüntüye sahip olacağını söyleseydi kahkahalarla gülerdi. Ama şimdi arnavut taşlı yokuşu olan dar bir sokakta, dul bir kadın olarak yaşıyordu. Hep alay ettiği dikdörtgen kumaş etekleri giyiyordu dizinin altına kadar inen. Yıllarla yağlanmış vücudu güzelliğini de gizler olmuştu. Sesi incelmiş, parmakları sigara içmekten sararmıştı. Biri deseydi ki bir gün bunları yaşayacaksın... Ah, keşke deseydi!

"Hangi cehenneme gitti şimdi bu kız? Onu hemen bulmalıyım. Yoksa sırılsıklam olacak. Bir de ilaç yetiştir bu parasızlıkta!" Merdivenlerden aşağı inerken dört katlı apartmanın ışığı aniden sönmüştü. Ve ayağı takılan Cansu'nun görmediği bir cisim onunla beraber merdivenlerden aşağı yuvarlanmıştı. Yuvarlanırken de metalik bir ses çıkarmıştı. Sanki madeni bir para, bir şey... bir yüzük... Onun hemen yanında düşüşüne eşlik ediyordu...

Nereden bilecekti ki o kızını aramaya çıkarken, eş zamanda birileri de başka birini aramak için tıpkı onun gibi acele ediyor, beyninin içindeki merdivenlerden aşağı yuvarlanıyordu.

...

"Bir an önce gidip Ceylin'i bulmalı" diye düşündü tekrar Faruk. "Onu bulmalı..." Aniden dönünce aç gözlerle biraz daha simit bekleyen martılar çığlık atarak savruldular. Havaya bakıp gülümsedi Faruk. "Kimse benden daha iyi çığlık atamaz..." Ve bir anda bağırmaya başladı: "Sonra yine geleceğim... Ama şimdi gitmem gerek! Ceylin'i bulmalıyım. Yüzüğümü bulmalıyım!"

Yanından geçen genç bir çift önce korkuyla ona baktılar, sonra birbirlerine daha sıkı sarılıp gülmeye başladılar. Adam deliydi besbelli. Yoksa kim kuşlara mesai haberi verirdi ki?

Kendisine hep deli denimlmesine alışık adam, deliliğini takıp koluna yağmurla beraber Ceylin'e doğru koşmaya başladı. Aklında tek bir şey vardı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeçiçeyii
gri
gri


Kadın
Mesaj Sayısı : 15
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 08/01/07

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Ptsi Ocak 15, 2007 3:09 pm

O da ‘beni seven böyyle sevsin’ düşüncesinden başka bişey değildi..
Ben hep yüzükoyun yatarım.. Dedi kendi kendine… ve söylenmeye devam etti… Ölee daha bi rahat ediyorum. Ama küçüklüğümde beni pek yormuş bi kavramdır bu yüzükoyun.. gibi mırıldanmalarla devam ediyordu yoluna… Bi kendi yüzümü düşünüp bi de koyun hayal edince.. kopuk geliyodu yaptıım işle.. ama büyüdükçe koynum.. koynun .. koynumuz.. gibi şeeleri örendim ve kendiliinden çözülüverdi… nesee yüzükoyun dedim ya.. ii oluyo.. ama gel görki bi de kafamı yastığın altına sokup da kollarımı yastığın üstünde tutup kafamı zulaya alınca işler değişiveriyo.. birden o sesi duymak garip geliyo.. ürkütüyo.. korkutuyo.. duymak istemiyiveriyorum.. kendimi o zaman bi makine gibi hissediyorum.. birden duruvericekmiş de ruhum çıkıvericekmiş diye ödüm kopuyo.. işte o zaman ‘ne kadar büyük bi hapisane’ diyorum içimden.. ölüm korkusu bu, galiba.. işte bu yüzden kalbimin sesini duymak istemiyorum.. ve kafamı çıkartmadan; kollarımı, dirseklerim yatağa deyicek ve ellerim de boynumun altında kenetlenicek şekilde.. aşayaa indiriyorum.. tıpkı dua eder gibi.. yani kalbimi zulaya alıyorum bu seferde.. ama hayır dua filan etmiyorum… ben zaten tüm bunları hiçç bişy düşünmek istemediim için yapıyorum.. evet bi süre bölee idare edebiliyorum.. yani kalbimin sesini duymuyorum… ama bu seferde her an duycakmışm tedirginliği basıyo.. bi sıkıntı bi sıkıntı.. sorma.. derin bi nefess…. Biraz rahatlatıyo.. ama en ufak bi yan kaymada yine o ses.. biraz dinliyim diyom ama.. yok..ıı. olmuyo.. onun yavaş atışı.. hızlı atışı.. ritimsiz atışı.. her şeyi rahatsız ediyo.. yani tamam atsın istiyorum bende.. ama ben duymadaaan. Bu andan sonra sol yanım..( yani kalp tarafı.. en azından benimki öyle.. ) üstte gelicek şekilde cenin pozisyonuna geçiyorum.. bunu da seviyorum ama ilki kadar değil..aslında bunu genelde ellerim üşüdüünde tercih ediyorum.. ellerimi bacaklarımın arasına alınca.. en sıcak bölgeye yaklaşmış oluveriyosun tabii .. bu daha güvenli ..duymuyorum ses filan.. ama hayat işte en sevdiin ya kısa sürüyo… ya korkutuyo… ya da vazgeçmek zorunda kalıyosun.. benimki de bölee bişy olsa gerek.. rahatsız edici bi durum.. da olsa en büyük istek o anda uykuya dalıvermek.. uykuyu da çok seviyorum.. ama uykuya giden yol bölee bi rahatsız işte.. bi taraftanda şeyi düşünüyom .. ben bu pozisyonun adını yanlış mı?? biliyom acaba… hep karıştırırım ben yüzükoyun .. yüzüstü.. filan.. ama yüzüstü dildir.. yaa .. o zaman yüz yukarda olucak.. ve tavana bakıcak sanırım.. evet evet ölee olmalı.. hem ben yüz üstünü, çimenlere uzanıp bulutlara baktıım anda seviyom.. yoksa yüzün üstü yatağamı bakıcakk.. üff bilemedim işte.. ama arada bi yine düşünürüm o hayal ettiğm koyunu.. çocukluk işte..
belki başka çocuklarda .. bunu yüzük ve oyun şeklinde ayrıştırdı.. bilemiyorum .. ama ben o kadar soyut olamadım napıyım.. beni seven böle sevsin….

der demez ...tam... işte tam o anda .... karşısında biri bitiverdi...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Salı Ocak 16, 2007 9:05 am

Karşısındaki ak sakalsız sevimli bir ihtiyardı. Faruk sen de kimdin diyecekken karşısındaki yaşlı adam sözünü kesti. Ben : SENİM
Faruk artık şaşırmıyordu Hatta yüzüğünü Yaşlı adamın parmağında görmesi dahi şaşırtmadı onu. Bu güne kadar hep hayalinle yaşadın dedi yaşlılığı. Bundan böyle benim hayallerimle yaşayacak ve hayallerimi gerçeklerin sanacaksın. Düşüncelerine takılı herşey seni tehdit etmeye başladı Farkındamısın Oysa hiç yaşlanmayı düşünmmemiştin. Sen veya ben Onlarca düşüncenin oluşumuyuz, kim nereye çekerse oraya gidiyoruz, sahi neye direniyoruz dedi ve elini uzattı. İkiside aynı adamdı,
gözgöze geldiler. ellerininin ve bakışlarının birbirine değmesiyle Birden değişti atmosfer. Gökyüzündeki bulutlar. havadaki kasvet, çiseleyen yağmur herşey yok oldu birden. İkisi aynı anda "Şimdi ne yapıyoruz" cümlesini aynı ağızdan söylediklerinde Aralarından kendilerine değercesine martılar uçtu O kadar çoktu ki ama hepsi aynı hızda birbirine benzer hareketlerle uçuyor. Belli bir yükseklikte daireler çiziyorlardı.

Faruk, bir ara: Benim neler yaşayacaklarımı biliyor ama neden yardım etmiyor diye düşündü.
....
Yüzük parmağında olduğuna göre...vee O da ben olduğuma göre..
Yaşadıklarına kendi içinde anlam vermeye çalışıyor. Kendine daha çok yaklaştığı kanısına varıyordu. Güneşe baktığında yaşlılığı tekrar kaybolmuştu ve güneş kamaştıramıyordu gözlerini, nedenini hemen buldu:
Bu benim güneşim.. Yaşadıklarımı ben yaşatıyorum kendime. Şİmdi dostlarımı bulmalıyım Bütün bu problemler tabi ki benden kaynaklanıyor.

Kendini çok iyi hissetmeye başlamıştı ama yine kafasında "Dostlar" sorusu vardı. Hayalleri yine vardı. Neden bunları kafasından atamıyordu. Dostluk bu kadar mı önemliydi.... Yoksa hala yaşamını zora koşmaktan zevk mi alıyordu? Dostlar değilmiydi hayatı kolaylaştıranlar?....

......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
fnd06
Moderator
Moderator


Mesaj Sayısı : 387
Yaş : 35
Kayıt tarihi : 24/12/06

MesajKonu: O.n.e.a..d.a.y   Salı Ocak 16, 2007 12:19 pm

Dostlarmız sadece hayatımızı kolaylaştırdıkları içinmi var yoksa hayatımızda olmasını istediğimiz içinmi var diye düşündü.O zaman bende onların hayatını kolaylaştırıyorum diye düşündü. Benimkini de onlar. Kendisinde değil çevresinde de aynı kısır döngünün olduğunu düşündü Faruk. Sonra bir sigara yaktı... Dostlarını bıraktığı gibi bulabilecekmiydi? offf hep soru hep soru nedir bu neden bende akışına bırakamıyorum hayatımı neyi arıyorum. Bunu söylerken bile soru soruyorum dedi. Ve gülmeye başladı haline.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeçiçeyii
gri
gri


Kadın
Mesaj Sayısı : 15
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 08/01/07

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Salı Ocak 16, 2007 6:27 pm

sorular... sorulaaaar... belki de hayatta cevap diye bişiy yoktu...
yaşam baştan sona bir kocaman soru değil miydiki zaten... belki de yaşamın sorularıyla yaşamaya alışmak ... bu gerekliydi kendisine...

ve bunun için de tek yapması gereken....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
byygece
Moderator
Moderator


Mesaj Sayısı : 53
Yaş : 35
Kayıt tarihi : 06/01/07

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Salı Ocak 16, 2007 10:10 pm

yola çıkmaktı...o ne kadar süreceği belli ve önemli olmayan yolculuğa.bir an önce kendini aramaya koyulmalıydı...

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.netlarus.com/bkg/
elif bengü
Moderator
Moderator


Kadın
Mesaj Sayısı : 25
Yaş : 50
Kayıt tarihi : 22/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Çarş. Ocak 17, 2007 2:33 am

...

Gözünü açtığında kendini bir yatakta buldu Cansu. Bu duvarları tanıyor muydu acaba? Buraya nasıl gelmişti? Işık gözünü aldığı için sıkıntıyla yüzünü buruşturdu. Ağzı kupkuru olmuştu. Ne olmuştu ona? En son hatırladığı kızı Lal'i aramaya çıktığıydı. Merdivenlerden iniyordu. Sonra... "Aman Tanrım!" diye düşündü. " Hemen onu bulmalıyım! Hemen bulmalıyım!" Yataktan kalkmak için doğrulmaya çalıştı. "Dur bakalım, dur bakalım kızım. Ne yapıyorsun?" Cansu, ne kadar sersemlemiş olsa da Lal'İn kaybolmasıyla duyduğu dehşet yüzünden kötü halini bir kenara atıp hemen tanıdığı sese cevap verdi bağırarak: "Lal! Lal'i bulmalıyım. Kızımı bulmalıyım..." Lal'in tek yakınlık gösterdiği bu yaşlı komşu, mahallenin yalnızlığından, sessizliğinden ve asık yüzlülüğünden hep korkarak kaçıştığı Hikmet Dede kemikli elleriyle bastırdı omuzlarından Cansu'yu. "Tamam, tamam sakin ol. Ben bulur getiririm. Sen dinlen iyice. Kötü düştün merdivenlerden. İnşallah bir yerin kırılmamıştır." İşte o zaman fark etti Cansu kolundaki müthiş sancıyı. İnleyerek kendini yatağa bıraktı.

Dışarıda mevsimin en şiddetli yağmuru Lal'in kayboluşuna eşlik ediyordu.

...

Kendini dış dünyaya kapamış yaşlı bir adam koca bir şehre, küçük bir çocuğu bulmak için açılırken Faruk da kendini kapadığı iç dünyasına doğru yine kendini bulabilmek için koşar adımlarla yürüyordu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Çarş. Ocak 17, 2007 7:58 am

Ara Şiir*


-Kırmızı dudaklarının hatrına... -
Öylesine sevmesene beni... Ölesiye sev...
Mesela uğrunda öldür beni...
Uğruna öleyim, sen güzel gül...

Saçlarımla oyna,
İki dudağım arasında ki boşluğu doldur...

Şu şaşalı kelimelerimden arındır beni
Ve
En yalın sessizliğin ile dinlet aşkı...

Senden dinlediklerim ile büyüsün
İçimde ki yaramaz çocuk...

Yalnız sana kekelesin bir ömür,
Ona hediye et yumuşak sesli bir şiir...

Sen bu gece uyurken
Neler yaptı bir bilsen...

Yalnız sen dokun diye örneğin;
Daha da bir saklandı kırmızıya,

Kırmızı dudaklarının hatırına...

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
elif bengü
Moderator
Moderator


Kadın
Mesaj Sayısı : 25
Yaş : 50
Kayıt tarihi : 22/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Çarş. Ocak 17, 2007 7:04 pm

Paketteki son sigarayı çıkarıp ağzındakinin ateşiyle yaktı. Paketi buruşturup yanından geçtiği su birikintisine atmıştı. Ağacın altındaki kedi önce korkak gözlerle ona bakmış sonra da koşarak öndeki beyaz arabanın altına saklanmıştı. "Saklan, saklan! Sen de saklan. Herkes saklansın. Ne olacaksa! Ama ben kendimi kaybettiğim delikten bulup çıkaracağım. Atacağım meydana. Buyrun işte ben! Buyrun, buyrun!"
Hiç bu kadar kararlı olmamıştı şimdiye kadar. Hİç bu kadar korkusuz olmamıştı. O küçücük kayıkların, yolunu şaşırmış gemilerin, gökyüzünde amaçsızca dolaşan martıların sığındığı kocaman bir liman olacaktı. O bir limandı! Evet. Liman...

"Doğum günün kutlu olsun!" Cep telefonuna gelen mesaj o limanda gece vakti ışık verecek olan yakamozların başlangıcıydı sanki...

"Doğum günün kutlu olsun!"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
destinaburcu
Moderator
Moderator


Mesaj Sayısı : 192
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 13/01/07

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Çarş. Ocak 17, 2007 7:08 pm

aslında hikayeyi başından beri okuyamamıştı ama, bugün ona gelen özel bir mesajla hikayeye bakmadan edemedi we gelen mesajda aynen şu yazıyordu; iyi ki demir attım senin limanına,yüreğimi,kalemimi bir kez daha hissettim seninle.CAN'sın sen CAN'dan öte birşeysin iyiki doğdun-iyiki girdin dünyama nice mutlu yıllara cheers

_________________
KALEMİ KAĞIDI ELİNİZE HER ALDIĞINIZDA GEREKİRSE SAÇMALAYIN AMA,ASLA ÇALMAYIN

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
byygece
Moderator
Moderator


Mesaj Sayısı : 53
Yaş : 35
Kayıt tarihi : 06/01/07

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Çarş. Ocak 17, 2007 7:12 pm

telefonuna dalan gözleri dolmuştu.çünkü kendi bile unutmuştu nerdeyse.
"doğum günün kutlu olsun"...

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.netlarus.com/bkg/
destinaburcu
Moderator
Moderator


Mesaj Sayısı : 192
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 13/01/07

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Çarş. Ocak 17, 2007 7:16 pm

Kendi unutmuştu ama onu unutmayanlar wardı onun için yapılacak süprize sabırsızlananlar wardı dakikaları sayarken heyecandan elleri buz kesmişti düşünmeden de edemiyordu ben bu kdr heyecanlandığıma göre o böyle bir hatırlanma karşısında ne yapıcaktı saatler geçmek bilmiyordu sanki bu gece

_________________
KALEMİ KAĞIDI ELİNİZE HER ALDIĞINIZDA GEREKİRSE SAÇMALAYIN AMA,ASLA ÇALMAYIN

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
astralcat
Moderator
Moderator


Kadın
Mesaj Sayısı : 312
Yaş : 32
Kayıt tarihi : 20/12/06

MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Çarş. Ocak 17, 2007 7:47 pm

Sigarasından derin bir nefes çekti, cep telefonuna gelen mesajı tekrar tekrar okuyup duruyordu "doğum günün kutlu olsun" yalnızlığıyla başbaşa kaldığı bir an'da gelen beklenmedik mesaj şaşırtmıştı. Üstelik numaranın kime ait olduğunu dahi bilmiyordu. "Beni kim hatırlarki??" diye düşünürken peşpeşe birkaç mesaj daha geldi "doğum günün kutlu olsun cannn" Demek bir yerlerde beni düşünen yürekler varmış dedi , sigarasından bir nefes daha çekti ......

_________________
GÖZLÜYE GİZLİ YOK
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://my.opera.com/astralcat/blog/
Sponsored content




MesajKonu: Geri: O.n.e..A..d.a.y   Bugün 4:49 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
O.n.e..A..d.a.y
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
2 sayfadaki 4 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Sanat :: Projeler-
Buraya geçin: