AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Fransız çizer Charles Berberian ile söyleşi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
voiceofthesoul
Moderator
Moderator


Mesaj Sayısı : 24
Yaş : 29
Kayıt tarihi : 03/04/07

MesajKonu: Fransız çizer Charles Berberian ile söyleşi   Cuma Mayıs 16, 2008 7:49 pm

ISTANBUL CARNETS





İki Fransız. İki yetenekli, ünlü çizgi roman yazarı. (Yoksa çizeri mi demeliydim?) Ülkeler arasında dolaşıp, şehirlerin portresini yapıyorlar. Hiçbir beklentileri ya da önyargıları olmadan, Charles’ın da dediği gibi, şehirlere ayna tutuyorlar. Hammadesi sanat olan bir ayna...

Bu seferki durakları İstanbul oldu.

Charles Berberian ve Phillipe Dupuy. Bir kitabın, iki yazarı: İstanbul Seyir Defteri.(Istanbul Carnets)

Gazete Odtülü olarak Charles Berberian ile küçük bir söyleşi gerçekleştirdik. Biz sorduk, O cevapladı. Bu konuşma sayesinde az da olsa İstanbul Seyir Defteri’nin oluşum süreci ve onların diğer çalışmalarına tanık olma fırsatı yakaladık.

Eğer siz de birer tanık olmak niyetindeyseniz, buyrun, Charles Berberian’ın sözlerine kulak verin!



Gazete Odtülü: Charles, Türkiye’de pek ünlü değilsiniz. Bazı insanlar adınızı yeni duyuyor. Bu insanlar için bize biraz kendinizden ve çalışmalarınızdan bahsedebilir misin? Mesela, partnerin Philippe’le nasıl çalışıyorsunuz?

Berberian: Philippe ve ben 25 yıl önce beraber çalışmaya başladık. Çizgi romanlarımızı ilk olarak Paris’te yayınlamaya başladık ve ikimiz de hâlâ orada yaşıyoruz. Bu işe ilk başladığımızda, ben hikayeyi yazıyordum, Philippe ise çiziyordu. Ancak, daha sonra ikimiz beraber hem yazıp, hem çizmeye başladık. İlk başta bize, bu iş sadece tek bir çalışma olacak gibi geliyordu. Bir süre sonra, bir projeden diğerine atlamaya başladık. 20 yıl sonra kaç kitap yayınlamış olduğumuzu ben bile bilmiyorum! Çizgi romanlarımızın dışında, grafiker olarak yaptığımız çalışmalar da var. Bir çok film için afişler, kitap kapakları, dergiler için grafik çalışmalar ve reklamlar tasarladık. Şimdi de davet edildiğimiz şehirlerde seyir defterleriyle uğraşıyoruz.

GO: Philippe ortalarda görünmediğine göre belki kimin daha iyi olduğunu düşündüğünü söyleyebilirsin, değil mi? Smile Birbirinizi kıskanıyor musunuz?

Berberian: Smile Hımm, bunu kimin daha iyi olup olmadığı konusunda bir yarış olarak görmüyoruz, aslında. Philippe’le çalışmak bana çok cazip geliyor çünkü he zaman daha iyi olmak için çabalıyoruz. Ayrıca, bir anlamda birbirimizi tamamlıyoruz da denilebilir. Ben birazcık tembel bir insanım ve bir proje üzerinde çok fazla çalıştığımda yoruluyorum ve sıkılıyorum. Bu yüzden Philippe’le çalışmak benim rahat olmamı sağlıyor, çünkü birimiz bir proje üzerinde çalışırken, diğerimiz başka bir proje ile ilgilenebiliyor. Aynı zamanda bu şekilde bir projenin gelişimini de izleyebiliyoruz. İstersek projede aktif olarak çalışabiliyor ya da sadece bir izleyici olarak kalabiliyoruz. Bu nedenle bu şekilde çalışmayı sevdiğimi söyleyebilirim.

GO: Yani kıskanmadığını mı söylüyorsun? Smile

Berberian: Hımm, eğer Philippe daha iyi bir çözümle gelirse “belki” kıskanabilirim. Smile Ancak, dediğim gibi, bu daha çok “bir dahaki sefere daha iyisini yapayım” ya da “bu sefer daha iyisini yapayım” şeklinde olan bir çalışma. Bizi yöneten şey aslında kitabın kendisi. Sadece “Onu daha iyi nasıl yapabiliriz?” diye düşünüp ona göre hareket ediyoruz.

GO: Sizi ve çalışmalarınızı daha iyi anlamak, tanımak için biraz da çizgi romanlarınızdan bahsedebilir misin?

Berberian: Monsieur Jean (Bay Jean) adında temel bir karakterimiz var. Onu ilk çizmeye başladığımızda 30’lu yaşlarında bir bekardı. Yıllar sonra bir yetişkin gibi davranmayı, sevgili bir eş ve baba olmayı ve yetişkin dünyasının sorunlarıyla baş etmeyi öğrendi. Tabii ki bu sorunların komik yönleriyle uğraşmayı seviyoruz. Ben, en kötü durumlarda bile mutlaka kkkomik bir yan olduğunu düşünüyorum. Bu durumlarda bizim en büyük ilham kaynağımız “günlük yaşam” diyebilirim. Monsieur Jean’ın dışında bir karakterimiz daha var. Henriette. 10-12 yaşları arasında bir kız çocuğu. Henriette biraz...

GO: Nevrotik mi?!

Berberian: Hayııır! O sadece bu acımasız dünyada tek başına. Her gün yazıp ebeveynlerinden, arkadaşlarından, sorunlarından bahsettiği birgünlüğü var. İnsanlar onu pek çekici biri olarak görmüyor, ama o içinde bir yerlerde güzel bir insan olduğunu biliyor. Bunların dışında bildiğin gibi “seyir defterleri” adı altında çizimlerimizden oluşan kitaplar yayınlıyoruz.

GO: Peki bu seyir defterlerinin sizin için önemi tam olarak nedir, Charles?

Berberian: Bizim için önemli çünkü bu işimizi dışarda yapmanın bir yolu. Çizgi romanlarımız üzerinde çalışırken daha çok evde ve ya stüdyoda oluyoruz. Bu tip yerlerde çalışmak biraz rahat yapıyor insanı, istediğin müziği dinleyip, bir bardak çay içebiliyorsun... Dışarda çalışırkense, insanların gelip ne yaptığına bakması, soru sorması gibi şeylerle uğraşmak zorunda kalıyorsun. Hava soğuk ya da sıcak olabiliyor. İnsanlar yürürken sana çarpabiliyorlar ve daha bir çok şey... Böyle zamanlarda kendimi sokak müzisyenleri gibi hissediyorum. Bilirsin, insanlar ressamlardan, daha çok, evlerine kapanıp bir şaheser yapmalarını beklerler. Bu daha farklı. Ben bunu seviyorum.

GO: Istanbul Seyir Defterine gelirsek... Neden İstanbul?

Berberian: Fransız Kültür Merkezi bizi çizmek istediğimiz her şeyi çizebilmemiz için davet etti. Bir sosyolog ya da gazeteci değil, sadece ellerinde resim defterleriyle dolaşan sıradan insanlarız. Bu çalışma için İstanbul’un garfiksel ziyareti diyebiliriz.

GO: Peki hiç özel, komik ya da ilginç bir şey başına geldi mi, özellikle resim çizmeye çalışırken?

Berberian: Aslında kitapta da yer alan küçük bir hikayem var. Mendil taşıyan bir çocukla ilgili. Burnu akıyordu. Ben onun paketi açamayıp benden yardım istediğini zannettim. Paketi elinden alıp, açtım ve ona bir mendil uzattım. O ise “Hayır! Hayır!” demeye başladı. Tam o sırada ellerinde mendil paketi taşıyan birkaç çocuk daha geldi. Hepsinin burnu akıyordu. “Oh, hayır! Bütün gün bu çocukların burunlarını temizlemelerine yardım etmem mi gerekecek!?” diye düşünmeye başladım. Daha sonra onların sadece bana mendil satmaya çalıştıklarını anladım. Bir paket alıp, onlara burunlarını temizlemeleri için mendil vermeye çalıştım. Ancak hiçbiri almadı, sadece arkalarını dönüp gittiler! Smile Ayrıca bir de Türklerin ne kadar misafirperver olduğu ile ilgili bir anım daha var. Bir gün, bir sokağın köşesinde oturup resim çizmeye çalışırken, bir adam dükkandan çıkıp yanıma gelip, benimle konuşmaya başladı. Bana bir bardak çay isteyip istemediğimi sordu. Teşekkür edip istemediğimi söyledim. Bana “Yapmaa! Sana sadece çay ikram ediyorum. Bedava.” dedi. Elektronik eşyalar satan bir dükkanı vardı, buzdolabı felan satıyordu. Bana buzdolabı satmaya çalışmadığını düşündüm ve ikramını kabul ettim. Smile Çay içtim ve onun bir portresini yaptım. Ona verdiğimde ilk önce kabul etmek istemedi. Ben de “Bedava!” dedim. “Sizin için”.

GO: Öyleyse buradayken eğlendiğini söyleyebiliriz, değil mi?

Berberian: Aa! Ben çizerken her zaman eğleniyorum. Bir hafta ya da 10 günümüzü, Tanger, New York, Barselona ve şimdi İstanbulda olduğu gibi, davet edildiğimiz şehirlerde geçiriyoruz. Çizmekten başka yaptığımız bir şey yok. Sabah uyanıp, duş alıp, giyinip, dışarı çıkıp, bütün gün çiziyoruz, çiziyoruz, çiziyoruz.. Bütün gün çizim yapıyoruz ve akşam olduğunda ise çok yorgun oluyoruz ve uyuyoruz. Yapmak istediğimiz şey bu. Çizmek bizim temel aktivitemiz. Bir, iki gün sonra nefes almak kadar basit ve normal olmaya başlıyor.

GO: Nasıl yani? İstanbul’da çizmek dışında hiçbir şey yapmadığınızı mı söylüyorsun?

Berberian: Malesef, evet. Arkadaşımız da bir yerlere gidip, bir şeyler yapmamızı söyledi, fakat hiçbir şey yapamayacak kadar yorgunduk.

GO: Hımm. Bunu duyduğuma üzüldüm. Belki, şu sıralar biraz vakit ve enerji bulabilirsiniz.

Berberian: Umarım!

GO: İstanbul Seyir Defteri’ne geri dönersek... Kitabın arka kapağındaki resim hakkında... Neden bu resim?


setImgWidth();


Berberian: Aslında bu resmi grafiksel olarak uygun olduğunu düşündüğünden yayıncımız seçti. Bu resmi ben de seviyorum, çünkü çok basit ve siyah ve beyazın çok iyi bir dağılımı var. Ayrıca, kadının gözleri... Çocuğun ebeveynlerinin yanında yürüyen bir gölge

gibi durması... Bu resimde grafiksel olarak etkileyici bir şeyler var.

GO: Yani, sadece grafiksel nedenlerden öyle mi? Çünkü, ben bu resmi Türk insanları hakkında biraz yanıltıcı buldum sanırım.

Berberian: Hımm. İstanbul’da her şey ve her türden insan var. Bu çizimleri yapmak İstanbul’a bir ayna tutmak gibiydi. Bu tabii ki büyük bir ayna olamaz, büyük bir aynayı taşımamız çok zor. Bu küçük bir ayna ve bu böyle. Biliyorsun, bunu ben icat etmedim ya da bu benim hayal gücümden çıkmış bir şey değil. Kimse İstanbul’u bir resimle özetleyemez.

GO: Ben de öyle umarım!

Berberian: İstanbul’un 21. yüzyılın en önemli şehirlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Asya ve Avrupa’dan her türlü insanın bulunduğu, kültürlerin birleştiği bir yer. Her zaman maceraperestler, gezginler, sanatçılar, yazarlar, şairler için önem li bir yer olmuştur İstanbul. Paris ya da New York gibi şehirlerin İstanbul kadar büyük ya da büyülü olduğunu da düşünmüyorum. Hatta, İstanbul’un büyülü havası hala şehrin üzerinde esiyor sanırım.10 gün içinde, böyle büyük bir şehri her yönüyle anlatmak mümkün değil.

GO: Anlıyorum... Peki ya silah satıcıları ile ilgili resim?


setImgWidth();


Berberian: Aa! Bu kısım İstanbul’un en korkutucu yanıydı! Bu yeri biliyor musun? Hiç oraya gittin mi?

GO: Hayır. Pek sayılmaz.

Berberian: Burası Beyoğlu tarafında bir yer. Atatürk Köprüsü’nü geçtikten sonra, altta bir alışveriş yeri var. Çoğunlukla elektronik eşya satan yerler var ancak bu silah dükkanları da var. Arkadaşım bu dükkanların yeni olduğunu söyledi. Silahların bu şekilde satılmasından dolayı çok şaşırdım. Onların kurusıkı ve dekoratif amaçlı olduğunu söylediler. Bu silahlar kapatılmış, ancak bu silahları açıp gerçek silah haline getirmenin yolları var. Bu çok korkunçtu!

GO: Oh! Peki sen çizmeye çalışırken...

Berberian: Aa. Bu resmi orda çizmedim tabii ki! Sadece fotoğraf çektim. Ben fotoğraf çekmeye çalışırken bir adam gelip “Burda fotoğraf çekme!” diye bağırmaya başladı, ancak başka biri “Onu rahat bırak. Kötü bir şey yapmıyor ya!” diyerek onu susturdu. Sanırım sadece elinde fotoğraf makinesiyle dolaşan aptal bir turist gibi görünüyordum. Smile İstanbul gibi büyük şehirlerin, büyük şehirlere alışkın olmayan insanlar için korku dolu olduğunu düşünüyorum. Büyük şehirlerdeki bu gerilimi seviyorum. Kırsal yerlerde gerçekten sıkılıyorum. Sanırım, ben bir şehir insanıyım, doğa insanı değil. Hatta, orası İstanbul’da en çok sevdiğim yerdi diyebilirim!! Smile

GO: Smile

Berberian: Aslında İstanbul’da en çok sevdiğim yer Karaköy’deki Tünel. Oradaki müzisyenler sokağı. Oradan kendime bir saz aldım

GO: Bir saz mı aldın?! Bu çok tatlı! Mmm. Tatlı şeylerden bahsetmişken. Niçin bütün kitap pembe ?

Berberian: İstanbul için sıcak bir renk olsun istedik. Aslında bu pembe biraz özel bir pembe, çünkü için de biraz mavi de var. Bu rengin içinde hem sıcaklık hem de biraz melankoli olduğunu düşünüyorum. Bu renk bizim İstanbul için yorumumuz. Eğer İstanbul için bir renk seçmek zorunda kalsaydık kesinlikle bu renk olurdu. Aslında iki renk arasında kaldık denilebilir. Diğeri de değişik bir sarı yine içinde melankoli bulunduran. Ancak onu zaten Lizbon için kullanmıştık. Lizbon ile İstanbul arasında, tam olmasa da, biraz benzerlik var, özellikle melankoli konusunda.

GO: İstanbul’u melankolik mi buldun yani?!

Berberian: Her şey, özellikle geleneksel Türk müziği bile bunu ifade ediyor, bence. Modern müzisyenler bile geleneksel enstrümanlar kullanıyorlar. Elektrik gitar gibi enstrümanlarla karşılaştırırsam; bence kemençe, saz vs melankolik enstrümanlar.

GO: İlginç... Peki sergi nasıl gidiyor? Şu ana kadar kulağınıza gelen yorumlar nasıl?

Berberian: İstanbul gibi bir şehirde böyle bir sergi açmak gerçekten harika. Sanırım, bunun için çok şanslıyız. Bazen, böyle onurlandırılmak için gerektiği kadar çalışmadık gibi geliyor. Bizi çağıran insanları mutlu edebilmek için çok çalıştık. Umarım çağrıldığımıza değmiştir.

GO: Aslında, ben çok beğendim.

Berberian: Gerçekten mi? Teşekkür ederim.Smile

GO: Resimlerinizi Paris’e geri mi götüreceksiniz yoksa satış felan olacak mı?

Berberian: Yo, hayır! Satış olmayacak. Hepsi Paris’e geri dönecek. Sergide gördüğün resimler Phlippe’in çizim defterinden, çünkü Philippe onları düzgün bi şekilde çıkarıp daha sonra yerine geri konulabilecek defterlere yapacak kadar akıllıydı. Ben normal defterlere çizdim. Benimkilerden sadece 2 tanesi vitrinde duruyor. Bu resimleri vermek ya da satmak mı?? Asla!! Özür dilerim. Smile

GO: Peki. Türk çizgi romanları ya da karikatürleri hakkında ne düşünüyorsun?

Berberian: Hımm, Penguen ve Leman gibi Türk karikatür dergilerini görünce çok şaşırdım diyebilirim. Grafiksel olarak gerçekten çok iyiler. Ben özellikle Penguen’i çok sevdim. Aslında, büyük Penguen setlerinden birini satın aldım. Okumaya çalıştım ama hiç bir şey anlayamadım! Smile

GO: Bana da aynısı İstanbul Seyir Defteri’nde oldu!

Berberian: Oh, özür dilerim! Umarım bu kitabı Türkiye’de yayınlarken içine Türkçe çevirisini de koyarlar.

GO: Bu, benim gibi, Fransızca bilmeyenler için çok iyi olur sanırım. Smile Son olarak... Senin gibi olmak isteyen gençlere tavsiyelerin var mı?

Berberian: Tavsiye? Hayır! Tanımlanabilecek kesin bir tavsiye olduğunu düşünmüyorum çünkü. Yeterince meraklıysan, yeterince tutkuluysan, hoşlandığın ve yapmayı en çok sevdiğin, kendini en çok rahat hissettiğin şey buysa; buna devam etmekten başka daha iyi bir çözüm yok. Öğrenci olmaya ilk başladığımda doktor olmaya çalışıyordum! Ancak günlerimi çizim yaparak geçirdim ve sonunda farkettim ki, çizmekten başka yapabileceğim bir şey yok. Bunun dışında, eğer hayatını çizim yaparak geçirmek istiyorsan kendini yenileyeilmen gerek. Okullar da bunun için. Okul sana meraklı olmayı, kendini nasıl yenileyebileceğini öğretiyor. Ayrıca okul ileride birlikte çalışabileceğin arkadaşları bulabileceğin bir yer. Sanat çalışmalarında grup olarak çalışmak çok heycanlı bir şey. Yazar ya da çizer gruplarının beraber çalışmalarını seviyorum. Bu farklı ve sihirli bir durum.

Eğer tavsiye verebilecek olsaydım, bunlar olurdu sanırım. Smile

GO: Bunların işe yarayacağına eminim! Smile Bu kısa sohbetimiz için teşekkür ederim Charles.

Berberian: Ben teşekür ederim.



Dipnot: Röportaj için birazcık geç kaldığımdan, Fransız Kültür Merkezi’ne gittiğimde Charles çoktan gitmişti. Telefon edip geri çağırmak zorunda kaldık ve ne yazık ki Charles’ın Taksim’in meşhur ev yapımı çikolataları alışverişini bölmüş olduk. Bunun için tekrar özür dilerim Charles! Smile



Dipnot: Charles röportaj sırasında tam bir centilmen gibi davrandı. İstanbul Seyir Defteri kitabımı da resim çizerek imzaladı. (Kedi çizdi!) Çok mutlu oldum! Smile



Dipnot: Onlar hakkında daha fazla bilgi için www.duber.net adresini ziyaret edebilirsiniz.



Dipnot: Bu benim ilk röportajım olduğundan, çok heyecanlandım ve İngilizce hazırlanmış sorularım dahil her şeyi birbirine karıştırdım. Neyse ki röportajın yazınsal doğası sayesinde ne kadar çuvallamış olduğumu asla bilemeyeceksiniz ! Smile)





Şule Demiröz

desule@gmail.com
[/size]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Fransız çizer Charles Berberian ile söyleşi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Sanat :: Ropörtaj-
Buraya geçin: