AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Harun ANTAKYALI / Paranteziçi Hayatlar Röportajı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Harun ANTAKYALI / Paranteziçi Hayatlar Röportajı   Perş. Ağus. 30, 2007 12:41 am

” Yaşarım, yaparım, tüketirim!
Benden alınanlar benden kurtulanlardır ”
” Sanatın tanımını yapan
kendini komik duruma düşürür ”
”İnsanlar sanat deyince bazı güzelliklerin peşinde…
Ben, hiçbir zaman güzelliğin peşinde olmadım…”









Harun ANTAKYALI / Kısa Özgeçmiş
(d. 1965, İskenderun), Türk ressamdır.

Hacettepe Üniversitesi güzel sanatlar fakültesi resim bölümünü bitirdi. Özgür figür çalışmaları ile tanınan sanatçı, büyük yüzeylere yaptığı çalışmalarla da bilinmektedir. Yaşarım, yaparım, tüketirim Antakyalı ile sloganlaşmış bir sözdür.
Sanatçı büyük A harfini ters olarak kullanır. İlk sergisi Metropol izlenimleri 1992, ardından Metropol kirlenmeler, Benim Olymposum yok, Olymposu olmayanlar buraya, Yaşarım, yaparım, tüketirim. Don(suz) kişotlar, Metropolü anlayan an(lar) başlıkları altında sergiler gerçekleştirdi.
2001-2002 sanat kurumu övgüye değer sanatçı ödülü verildi. Sanatçı büyük yüzeylerin ressamı olarak tanınır. Büyük boyutta yaptığı duvar resimleride kendi dilinde oluşturulmuş komposizyonlardır. Ant ve Ece adında iki çocuğu vardır. Ankara’da yaşamaktadır.



Cihan TEKİN / Söyleşi
- Sevgili Harun ANTAKYALI, sloganınız ile başlayalım isterseniz… ‘ Yaşarım, yaparım tüketirim ‘… Sloganınızın derinliklerini sizin ağzınızdan duymak isteriz…
Tüm yaptıklarım yaşadıklarımdır… Yaşadıklarım, yapacaklarımın ateşleyicisi olacaktır… Sosyolojik, kültürel ve düşünümsel tüm girdilerimi algılarama ekleyerek dışa vururum… Hesaplaşmam kendimle! Yani kendimle hesaplaşırken aldığın eğitimi de es geçmiyorsun çünkü, eğitimin aile de başladığına inanıyorum, çevre de başladığına inanıyorum… Üniversitede ki akademik eğitim sadece bana ipuçları verdi… Üniversiteye girdiğim ilk yıllarda isimlendiremediğim birçok şeyi isimlendirebildim sadece, bana verilenler ile… Eğitimin rolü buraya kadardı… Ondan sonrası zaten seninle… Sanat kesinlikle ve kesinlikle bireysel bir olgu… Bir iş değil, meslek değil bir yaşam şeklidir… Mesela; ‘ Mesleğin ne? ‘ - Ressam!… Ben buna pek katılmıyorum… Yaşayarak yapılan ve kendini en iyi ifade ettiğin ne olursa olsun… Mesela benim dilim resim… Bunu bir dışavurum olarak kabul ediyorum… Edebiyatta da bu böyledir… Resimde de, müzikte de…
Ben, içimdeki ben ile bazen savaşıyorum… Çünkü öyle öğretilerde var… Tabular deniyor buna… Tabi tabularda var içinde… Bir yandan bunlarıda yıkmaya çalışıyorsun… Aslında yıkmak değil de, üzerine birşey koyduğun için birçok öğretilen olgu komik gelmeye başlıyor… Ordan çıkışla diyorsun ki; - Ben yaşıyorsam ve varsam ki, zaten bedensel ve biyolojik yaşamın sınırları olduğuna inanıyorum… Ama düşünsel yaşam daha farklı boyutlarda kendini gezdirebiliyor… Sonrasında ben isimlendirmeye takmış bir insanım… İsimlenirildiğinde herşeyin bittiğine inanıyorum… İsimlendirilmeden de yapılabilir… İnsanın hissetmesi ve duyumsaması çok daha farklı boyutlara götürebilir… Merak etmekten hiçbir zaman çekinmiyorum… İnsanlarında merak etmesini istiyorum… Merak eden insan, kendi merakları doğrultusunda zaten kendi yolunu çizer… Burdan yola çıkarsak ‘ Yaşarım, yaparım, tüketirim ‘ tam olarak burdan çıkıyor… Bu bende sloganlaşmış bir söz artık… Yaşadıklarımdan besleniyorum… Yapıyorum ve yaptığım an tükettiğime inanıyorum… Yaptıklarım sergileniyor… İnsanlar bakarak tüketiyor, birileri alarak tüketiyor… Bazen bana sorularda geliyor… ‘- Siz bu resimleri dolu dolu yaşarken neden resimlerinizi satıyorsunuz? Çocuklarınız gibi değil mi?’ gibi… Bunlar çok komik geliyor bana…

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com


En son tarafından Ptsi Eyl. 03, 2007 6:08 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Harun ANTAKYALI / Paranteziçi Hayatlar Röportajı   Perş. Ağus. 30, 2007 12:42 am


Cihan TEKİN & Harun ANTAKYALI / atölye
Sahip olma duygusu nasıl ki bende varsa resimlerimi alan insanlarda da var… Ben resmi yaparken nasılki düşlerimi, imgelerimi, birikimimi, hayal gücümü resme yansıtıp haz alıyorsam, çok garip bir biçimde aynı hazzı resmimi satın alan insan da hissedebiliyor… Bu tek bir esere, özgün bir esere sahip olma dürtüsünden kaynaklanıyor… Eğer çok eskiye inecek olursak mağara resimlerine baktığımızda sahip olma güdüsü ile yapılmış resimler vardır… Mesela kendinden çok daha büyük bir canlı türü ile av sahneleri vardır… Belkide onlar, onların o anlarda belirledikleri stratejilerdir…
Öldürdükten sonra onları çizeceklerini hiç sanmıyorum… Tabi ki bu benim varsayımım ve bununla bugünü ilişkilendiriyorum… Sahip olma güdüsü çok eskilerden bu yana olduğu için bir türlü dışa vurulur… İşte, kimi parasıyla vurur, kimi eylemleri ile vurur… Kısaca bu herkeste vardır… Ben ona inanıyorum… Sadece onun için diyorum, ‘ Yaşıyorum, yapıyorum, tüketiyorum ‘… Çünkü tükettiğim anda bana ait… Mesela sergilenmiş bir resmim atölyeme tekrar döndüğünde onu tekrar boyayabiliyorum… Yani aman bu kalacak, bu belgelendi filan değil… Onun belgesi benimle ilgili… Ve her zaman söylediğim birşey var; ‘ Benden alınanlar benden kurtulanlardır ‘… Yoksa benden kurtulmaz… Ve ben sürekli onun üzerinde kendime ait baskılar kurmaya, birçok şeyleri değiştirmeye çalışırım… Ama benden kurtulduğunda o artık kendi yolculuğuna devam eder…
- Harun ANTAKYALI gibi tanınmış bir ressamın sanata bakış açısı hangi boyuttadır? Kendi ağzından dinlemek çok keyifli olacaktır eminim… Hem benim için, hem okurlarım için…
İnsanlar sanat deyince bazı güzelliklerin peşinde… Sanatın güzellik olduğuna filan inanır… Ben hiçbir zaman güzelliğin peşinde olmadım… Bize güzellik olarak sunulanların bizi yok edeceğine inanıyorum… Çünkü bu yok olmalar içimizdeki yeni var olmalara belki de ivme kazandıracak… Kendi sunaklarında tuzaklar hazırlıyorlar yaşama… Sanat, kendini tanıtma fırsatı vermez… Birileri hep bunu anlatmaya çalışır… Aslında sanat bir olgudur… Ben de bunun içinde bir deneğim… Sanat da benim için deneysel birşeydir belki… Yani onun da adını koyamıyorum… Çünkü bunu isimlendirdiğinizde sanat da biter… Sanatın tanımını yapan kendini komik duruma düşürür…




- Harun ANTAKYALI’nın bir ressam olarak bugüne dek yaptığına inandığı ve bundan sonra yapmak istedikleri nelerdir?
Yaşananlar ve yaşadıklarım her zaman benim ön çalışmalarım… Bunu da tabi yaptıktan sonra fark ediyorum… Hiçbir şeyi kurgulamıyorum, hiçbir şeyi hedeflemiyorum, başlamıyorum ve bitirmiyorum bile… Bitmemişlik duygusu da güzel… Bitirdim diyebilmek zaten zordur, bitiremezsin… Senden sonra birileri bir yere kadar bitirir, ondan sonra birileri bir yere kadar bitirir… Ben bitirdim, ben yaptım gibi şeyler söylemek çok komik… Bugüne dek yaptığım herşey bir nevi belgelemek… Ondan sonrası zaten tüketim ve ölüm! Birileri herşeyi bilgileri doğrultusunda dışa vuruyorsa bu da beni sıkıyor… Çünkü sadece bilgilere dayalı ya da sadece daha önceki bilgilerin üzerine eklenerek yapılanların samimi olduğuna inanmıyorum… Zaten o bilgiler insanda var… Eğer bütün bu bilgileri özümsemiş bir insan aklını uykuya yatırabilip, dışa vurabiliyorsa hesapsız ve kitapsız bir biçimde gerçekten görevini yapmış oluyor… Bilgiye karşı değilim… Elbette bilgi gereklidir… Fakat bilginin nereden ve nasıl alındığını bilemeyiz…
- Bir ressam olarak Harun ANTAKYALI’nın sokaktan ve gençlerden etkilenimi ne boyuttadır? Reel yaşam nereye kadar sanatında etki bırakır?
Sokağa çıktığımızda algılarımız açıktır… Hiç farkında olmadığımız birçok olay görsel olarak biz de yer edebilir… Ve bu dışavurumda ortaya çıkar… Psikoloji bunu bilinçaltı olarak isimlendiriyor… Aslında bunu bile belki isimlendirmemek gerekiyor… Yaşamımı zora koşmaktan hiçbir zaman korkmadım… Yaşamı zora koşmak zaten bende yok… Yaşamı zora koştuğunu sanan çevrede o tür gözlemciler var… Daha iyi yaşayabilirdi! Daha iyi yaşamak nedir ki? Daha iyi bir ev mi? Daha iyi bir araba mı? Çok iyi bir tatil yapmak mı? Yani nedir? Bunlar bana çok komik geliyor… Benim hayata bu bakış açım ve yaptıklarım, yaptıklarımın arkasında durmam benden sonra gelen… Yani benden sonra gelen dediğim; biyolojik anlamda… Düşünsel olarak benden daha önde olabilir… Benden genç birçok insana ben bir kapı açıyorum… Bunlarla yaşamaktan da çok hoşnutum… Çünkü her zaman bana söylenen birşey vardır: ‘ Senin abin yoktu, sen bizim abimizsin ‘

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Harun ANTAKYALI / Paranteziçi Hayatlar Röportajı   Perş. Ağus. 30, 2007 12:43 am




Cihan TEKİN & Harun ANTAKYALI / atölye
Elbette sizin yaşınızdayken benim Harun Abim yoktu ama, daha hızlı bilgilenme sürecine girmişken benden çok daha farklı boyutlarla düşünebilen ama benden çok daha küçük insanlarla karşılaşabiliyorum günlük yaşamımda… Bazı olaylar var ki bu genç insanlara fırsat vermiyor… Bu insanlar kendi fırsatlarını zaten yaratacaklardır… Ama bu süreci yaşarken isyanlar başlıyor, vazgeçmeler başlıyor… Yine bütün bunlar aslında daha sonraki yaşamına dair ip uçlarıdır… O süreç içinde isyanın kendine neler katabileceğini görüyor ve ayakları üzerinde daha sağlam duruyor insan… Bende bu süreçleri yaşadım… Bu süreçleri yaşadığım için özgüvenim gelişti… Özgüvenimle birlikte çevremde çok daha farklı bakış açıları olan insanlar tanıdım… Tabiri caizse bu yumak büyüdü… Ve alış-verişler başladı… Hem düşünsel, hem eylemsel… Öyle de gidiyor…
- Genç bir insanken İskenderun’dan çıkışınız… Ankara’ya gelmeniz ve başarılarla dolu bir yaşam öyküsü… Biraz bu dönem içinde başarıyı yakalamanızda ki etkenlerden bahsedebilir misiniz bize?
Bazen kendime dönüp düşünüyorum… İskenderun’daki hayatımı… Ordan çıkışımı… Buraya gelirken yaşadıklarımı, heyecanımı… Bir yerden sonra şöyle bakabiliyorsun… Acaba bunlar mıydı benim yaşamaya çalıştıklarım? Aslında hiç değil… Her olay, başka bir kulvara götürüyor insanı… Bütün bunlara hakim olma çabası insanı yoruyor… Sonunda ‘ Bırakayım akışına! ‘ diyebiliyorsun… Bu suyun akışına bırakmak değil aslında… Çünkü niye? Bilgiyi, doğru kaynağı, zaman içerisindeki olgunlaşmayı, bütün bunları örtüştürebilirsin… Ondan sonra insan zaten kendi yolunu çiziyor… Kulvar teke iniyor sonunda… Hayat eğer bir yarışsa, yarışı bitirmek de en az ipi göğüslemek kadar önemlidir… Ben ona inanıyorum… Onun içinde her zaman şunu söylüyorum… Merak edeceğiz, yılmadan devam edeceğiz…




- Popüler kültüre karşı sert bir duruş sergiliyorsunuz… Günümüz popüler kültürünü ve tüketim çılgınlığını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizinde içinde bulunduğunuz özgür figür popüler kültürün ne kadar içindedir?
Ben, günün getirilerini de dikkate alanlardanım… Günlük olayların birikimler sonucunda yaşanıldığına inanıyorum… Tüketim toplumuna yapılan tüm dayatmalar besin kaynağımı oluşturuyor… Tüketim toplumu popülarizmide yaratıyor… 1950′lerde zaten adı kondu… Adı ‘ pop-art ‘ kondu Andy WARHOL tarafından… Ne yaptı o zamanlar… Pop ikonlarının direkt resimlerini basarak göndermeler yaptı… Aslında benim yaptığım o değil… Zaten özgür figür, benim peşinde olduğum popüler kültür ile sürekli dirsek temasında bir oluşumdur… Resimli romanlardan, televizyonlardan ve insanların günlük yaşayışından beslenir… Yaşadıklarım kendi oluşturduğum alfabe ile yeniden yazılıp, sunuma hazırlanıyor… Aslında sadece kendimi yaşamaya çalışıyorum… Kendimi sorguluyorum, nazım kendime geçiyor, kendime kızıyor, kendimi seviyorum… Yani buna ego mu denir artık bilemiyorum… O da adı konmuş birşey çünkü… Aslında o da değil… Yani karşıdakini kırmak değilde, kendimi kırmak…
Birileri kırılıyor elbet popüler kültüre olan bu çok sert tutumumdan… Ama onlarda varsın kırılsınlar… Umrumda değil… Çünkü o kadar düşünen insanlar onlar… Toplumsal yaşam içerisinde çıkmış birşey popüler kültür… Çok farklı olgularda var aslında… Direkt göz önünde olduğu için öyle düşünülüyor…
Kendimi ben burda denek olarak kullanıyorum… Bireyselliğe inanıyorum… Birçok çıkış bireysel ama altyapı kesinlikle diyalektiğinşi oluşturuyor çünkü, bir süreç var… Kendime sorumlu olmam birçok çıkışlar yakalamamı da sağlıyor… Değişim, oluşturulan dil içerisinde sürekli hareket eden bir olgudur… Radikal değişimlerden yana olmak birilerine göre iyidir… Ama bana göre değil… İlk çıkış noktamdan bugüne baktığımda birden herşeyi değiştirebileceğim demek birçok şeyi bilmekten geçer… Çünkü bilmediğini yıkamazsın… Bugün yaptığın birşeyi yıllar sonra insanlar çok farklı anlamlandırabilir ve bunu isimlendirebilirler… Ama onun yapıldığı tarih bana göre çok önemlidir… Ve her zaman söylediğim birşey vardır; bütün ormanın yararlı bitkilerle dolu olmadığı… Çünkü ormanda zararlı bitkilerde vardır… Doğada ki ekolojik denge aslında düşünsel hayatta da var… Ben buna inanıyorum… Popüler kültürün bu denli dayatılması, medyanın gücü… Zaten bunları anlatmaya gerek yok… Gittiği noktayı bu röportajı okuyacak insanlar da biliyor… Bunlarla hiç zaman kaybetmemize gerek yok diyorum ben…

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Harun ANTAKYALI / Paranteziçi Hayatlar Röportajı   Perş. Ağus. 30, 2007 12:44 am


- Gençler ile sıkı bir diyaloğunuz var… Atölyenize ‘Liman’ adını da gençler taktı… Bize gençlerle ilgili düşüncelerinizi aktarır mısınız? Size hissettirdikleri şeyler neler? Güzel olsa gerek…
Aslında gençlerle ilgili bir soru sormadan önce beni de irkaç yıldır genç ressam diye yazıyorlar / (Gülüyor)… Fotbolcular 25 yaşını geçince yaşlı futbolcu oluyorda, maalesef sanatla ilgilenenler 40′ı geçmediyse hâlâ gençtir… Şimdi, öğrencilik yıllarımıda alırsam İskenderun’dan çıkışımdan bu yana ‘ Geldiği noktayı unutmamak ‘ gibi bir noktaya geliriz… Ben çok meraklıydım… Aslında meraklı olan gençlerde… (Duraksıyor) … Ben gençler diyorum ama kendimi biraz da yaşlı hissetmeye başladım (Gülüyor)…
Aslında meraklı olan gençlerle paylaşım fazla… Aslında hepsi ne yapacaklarını çok iyi yapıyorlar…



Ben birkaç sergi açtıktan sonra, belki sergi isimlerimin, belki resimlerimin onlarda birşeyler uyandırmasıyla gençler bana sempati duymaya başladılar… Ben zaten samimiyetini korumaya yani çok kasmamaya çalışan bir insanım… Gençlerle de bu tür kesişmeler başladı… Atölyeme gelen, benimle konuşan, yazan, çizen, müzik yapan gençler, kesinlikle benim onlardan önce olduğum dönemin çok daha üstündeler… Ben buna saygı duyuyorum ama şans yakalamak… Şans yakalamak demeyeyim çünkü birileri önünü kesiyor… Ben o zaman bu kararı almıştım… Benim önümü kesmeye çalışanlar için önce söz sahibi olacağım… Eğer bu bir öğütse, öğüt… Önce söz sahibi olun… O insanlara o zaman istediğinizi söyleyebiliyorsunuz… Biri bana ‘ Harun şu şöyle değil mi? ‘ dediğinde yaptığım birşeyi eleştirmeye kalktıklarında, benim üç bin kelime ile anlattığım birşeyi otuz kelime ile eleştirmeye kalkanlara ben her zaman şunu söylerim: ‘ Akıllı olacaksınız, izleyeceksiniz… Sizin devriniz bitti…’
Sergilerim, yazılarım… Yazılarımda resimlerim gibi ortaya çıkarlar… Hepsi öyle… Yani bu resmi yapan adam zaten oturup öyle de yazar… Şimdi oturup da ben edebiyat tarihini değiştirecek cümleler zaten kuramam… Resim tarihini değiştirecek resimler de yapamam… Zaten benim böyle bir kaygım da yok… Şimdi ben bunları gördüğüm gençlerde, bunlar benden 15-20 yaş küçük insanlar zaten… Bazen, bazılarının düşünce boyutunun benden yirmi yaş büyük insanların bile daha üstünde olduğunu görebiliyorum… Ben onlarla bu şekilde diyaloga geçiyorum… Her zaman kapımı gençlere açtım… Kendini genç hisseden herkese aslında… Burda bir paylaşım söz konusu… Benim çok hoşuma giden birşey var… Çok da sevdiğim bir tanım… Benim atölyeme ‘ Liman ‘ dediler…
Sonra ‘ Harun Abi, A sını da ters yaparsın ‘ dediler… Bu atölye bizim limanımız filan dediler… Bence bu, bugüne dek yaptığım herşeyin üzerinde bana verilmiş en büyük ödüldür… Sonuna kadar da kapım açık… Onlarla da gideceğim…



Harun & Gül ANTAKYALI
- Sevgili ANTAKYALI, evlisiniz… Eşiniz Gül ANTAKYALI ve çocuklarınız Ant ile Ece… Aile yaşantınızdan bahseder misiniz? Atölye de yaşıyorsunuz bildiğimiz kadarıyla… Bunun size zorlukları oluyor mu? Eğlencilidir de muhakkak…
Birçok insan beni bekâr filan sanıyordu… Böyle yaşayan bir insan nasıl evli olabilir gibi düşünceler vardı… Her zaman şunu söylemişimdir; biz bir aile değil bir ekibiz, eşim ve iki çocuğumla… Gül ile tanışmam çok tesadüftü… Üniversite öğrencisiydim… O benim için zaten okumadı… Hep bana söylediği birşey vardır; ‘ Beni yanıltmadın! ‘ Bu çok önemli birşey benim için… ‘ Ben on tane üniversite bitirebilirdim ama sen beni yanıltmadın! ‘ Çocuklarda zaten bizim bulunduğumuz ortam içerisinde büyüyorlar… Yani atölyede büyüyorlar… Bazı ressamlar evinin bir köşesini atölye yapar ama benim atölyemde ailem bir yerlerde yaşıyorlar… Gidip yattıkları bir yer var filan…
Gül ile de çok söyleşi yapıldı bunlar üzerine… ‘Harun nasıldır?’ filan gibi… Hep şunu söylemiştir… ‘ Önce Harun inandı, sonra ben ona inandım, sonra başkaları bize inandı…’ Aslında eşimin bu sözleri benim yaşam şeklimi özetliyor… Başta aslında kimseyi inandırmak gibi bir kaygı yoktu… Sadece kendimi yaşıyordum… Kendimi yaşarken aslında hırslarım yoktu… Bana inanan biri çıktı ve çocuklarımız oldu… Çocuklarımda bu olgu içerisinde inanan ve güvenen insanlar… ‘ Toplumun kriterleri dışında bir yaşamınız var’ gibi şeyler söyleniyor… Aslında biz gayet keyifliyiz… Hatta daha öncede söyledim… Benimle yapılan bri söyleşide ‘ duygusal serseri ‘ diye bir başlık bile atıldı… Çünkü babalığımı gördüler, çocuklarıma olan ilgimi… Ben onlarla herşeyi paylaşabiliyorum… Ama bazı eleştirilerde alıyorum… Belkide haklılar bilemiyorum… Çocuklar bu atölye ortamından çıktıkları zaman dış dünyaya çok rahat uyum sağlayamayabiliyorlar… Çünkü aklına gelen herşeyi söyleyebilen bireyler olarak yetiştirmeye çalıştık onları… O da çok spontan gelişmiş olabilir aslında… Çünkü biz herşeyimizi paylaştık onlarla… İster istemez tabi bazı zorluklar çekiyorlar…

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Harun ANTAKYALI / Paranteziçi Hayatlar Röportajı   Perş. Ağus. 30, 2007 12:45 am

- Peki, bir İskenderunlu olarak İskenderun hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz? Biliyorsunuz, bende yaşanan yedi yılın ardından İskenderun’dan çıkıp Ankara’ya gelen bir gencim… Yaşantımız benzerlikler taşıyor… Merak ediyorum görüşlerinizi…
İskenderun benim için çok önemli… Soy adımın ANTAKYALI olması çok gurur veriyor bana… Antakyayı da İskenderun’dan ayıramıyorum ben… Müthiş seviyorum… Hatta geçen festivale davetliydim ben… Soy adımda adını taşımaktan gurur duyuyorum dedim… Çünkü birleştirici bir kent, büyüleyici bir coğrafya… İskenderun’dan çıkarken kesinlikle yaşantımın böyle olacağını tahmin edemeyecek bir yaştaydım… Eşim, Gül çok merak ediyordu orasını… Çünkü kitaplardan biliyordu, tarihini filan biliyordu… Eşimi ilk götürdüğüm zaman oraya, biz bir gece girdik İskenderun’a ve çok etkilendi… Palmiyelerin arasından… İnanılmaz birşeydi… Gül için çok heyecanlıydı… Sahil kenarında bir evimiz olduğunu düşündü… Tabi biz Esentepe’ye çıkınca yine hayal kuramadık / (GÜLÜYOR)…
Gece girdiğimiz için annemlerle biraz sohbetten sonra uyuduk… Sabah, kalktığımız zaman sokakta o kadar çok çocuk vardı ki… Beni her zaman duygulandıran birşeydir o… Gül, sokağa bakıp birşey söyledi… ‘ Burda mı büyüdün ve sen bunlardan biri miydin? ‘ dedi / (GÖZLERİ DOLUYOR)…
Aslında bu benim için çok önemliydi… Eşimle benim büyüme şekillerimiz yakın gibi dursa da biraz farklı… Ben bir işçi çocuğuyken o bir memur çocuğu filan işte… Çok etkilendi… Sonra ben evimizin öyküsünü anlattım… ‘ Evinizin deniz manzarasını denize kadar hiçbir şey kesmiyor ‘ dedi… Onu gözlemlemiş… Annemle babamın tanışmalarını ve mücadelelerini anlattım… Babam çok genç öldü… Anneme ‘ İskenderun’u ayaklarının altına sereceğim! ‘ demiş ve bir gecekondu yapmış… Babam öldükten sonra annem balkonla birlikte bir / iki kat daha yaptırmış… Ve denize kadar bizim evimizi kesen hiçbir şey yoktur… Bana söylediği şuydu eşimnin; ‘ İskenderun’u panoromik olarak annenin evinden görünce seni kıskandım! ‘
Bir de Hatay kültürünü çok yakından bilen biri... Siz o kadar çok şeyi bir arada yaşamışsınız ki artık sıra sanata gelmiş gibi bir laf etti eşim… Hırsların başka çünkü herşeyi almışsın…
İskenderun’da çok sevdiğim bir arkadaşım bizi davet etti… Terzilik yapan Ayşe diye bir arkadaşım… Ermeni Kilisesinde ki Vakıf dükkanlarından biriydi atölyesi… ‘ Çay içer misiniz? ‘ dedi… Biz de içeriz deyince… ‘ Michael abi bize üç çay! ‘ deyince eşim bir daha şaşırdı… Michael geldi, ve Türkçe konuşuyordu… Gül dedi ki, ‘ Ama bu Türkçe konuşuyor! ‘… Ben de dedim ki; ‘ Ama o Türk yani T.C. vatandaşı…’ Benim kafam bulandı, dedi… Neyse…
Sonuçta ben İskenderun’a gittiğimde orda belirli dostlarım var… Gençliğimizde yine resim yapıyorduk… Onlarla karşılaştığımda bir yerlere filan gideriz… Birgün Menderes’de oturuyoruz… Ben bu kentte mi yaşadım, dedim… Biri bana çok güzel birşey söyledi… Sen görmeye başladın, dedi… İçinde bulunduğu değerleri insan bazen anlayamıyor… Dışardan baktığında çok daha farklı bir boyut olduğunu görüyor… İskenderun içinde geçerli değil bu aslında sadece… İçinde bulunduğunda anlayamıyorsun… Resim maceram başladığında da aynı şeydi… İlk sergimi açtığım zaman profosörlerden birisi bana, aramıza hoş geldin, dedi… Bundan sonraki hayatın daha zor, dedi…
- Peki, bu samimi, içten, muhabbet tadındaki açıklamalarınız ve söyleşi için teşekkür ederim… Son olarak söyleşilerimin alışılmış bölümüne geçelim ve bitirelim isterseniz… Paranteziçi Hayatlar hakkında ki düşünceleriniz…
Gerçekler parantezde saklıdır…Parantez dışında yazılan her şeyin süsleme laflar olduğuna inanırım…Parantezi açan insan kapamayıda bilir… Parantezden sonra başlayan cümle onu desteklemek zorunluluğundadır… Paranteziçi hayatlar’ı gördüğümde ”Bu benim!” demiştim… İçeriğini gördüğümde sonuna kadar birlikte olabileceğime inandım… Paranteziçi Hayatlar’ın birçok kesişmeyi sağlayabildiğine inanıyorum…

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
rose
Moderator
Moderator


Mesaj Sayısı : 301
Yaş : 46
Kayıt tarihi : 25/12/06

MesajKonu: Geri: Harun ANTAKYALI / Paranteziçi Hayatlar Röportajı   Çarş. Eyl. 05, 2007 8:21 am

teşekkürler cihan, keyifle okunacak bir ropörtaj olmuş, Harun ile bu güne kadar yapılan tüm ropörtajları bilirim ama bu beni başka etkiledi, eline, beynine sağlık.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
taziko
göşkuşağı (onursal üye)
göşkuşağı (onursal üye)


Mesaj Sayısı : 455
Kayıt tarihi : 22/12/06

MesajKonu: Geri: Harun ANTAKYALI / Paranteziçi Hayatlar Röportajı   Perş. Eyl. 06, 2007 3:37 am

Harun Antakyalı ışıgın hiç sönmesin. yanında olduğmuzu bil abicim senin gibiler samimiyetin ne olduğunun simgesi bence.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
wertsay
mor
mor


Mesaj Sayısı : 197
Yaş : 43
Kayıt tarihi : 25/12/06

MesajKonu: Geri: Harun ANTAKYALI / Paranteziçi Hayatlar Röportajı   Ptsi Eyl. 10, 2007 6:54 pm

Teşekkürler paranteziçihayatlar Harun antakyalı yı daha iyi tanıdım, çok içten bir ropörtaj olmuş.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
fnd06
Moderator
Moderator


Mesaj Sayısı : 387
Yaş : 35
Kayıt tarihi : 24/12/06

MesajKonu: Geri: Harun ANTAKYALI / Paranteziçi Hayatlar Röportajı   Salı Eyl. 11, 2007 1:10 pm

harun abi yaşamla iç içe ben limana ilk geldiğimde çok kırıklarım vardı hayata karşı ama hepsiyle mücadelemi harun abiye borçluyum...
inanma konusuna gelince kesinlikle katılıyorum o inandı ve çevresinde herkesi, başta ailesi olmak üzere inandırdı.
harun abii iyiki varsın YAŞAYACAKLARIN , YAPACAKLARIN VE TÜKETECEKLERİNLE king lol! lol!

_________________
SÜPÜRGELİ MELEK
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Harun ANTAKYALI / Paranteziçi Hayatlar Röportajı   Bugün 7:22 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Harun ANTAKYALI / Paranteziçi Hayatlar Röportajı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Melike Güner Haberleri
» Jackson Rathbone ile MTV Röportajı
» Gülçin Röportaj!!
» Eren Abaka Röportajı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Sanat :: Ropörtaj-
Buraya geçin: