AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Paranteziçi Hayatlar Denemeleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2  Sonraki
YazarMesaj
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Çarş. Mayıs 30, 2007 11:43 pm

ŞehirRock dergisi 9. sayı da yayınlandı...


BİZE YALNIZ FİKRET KIZILOK DOĞRUYU SÖYLEDİ...


Gecenin bir yarısı kalktı yatağından. Işığı açma ihtiyacı duydu. İçindeki histerik belirsizlik duygusundan öte... Gövde gösterisi yaparken anılar beyninde provokasyona gelmemek için direniyordu. Daha fazla görmezlikten gelemedi yüreğindeki arızalı duyguyu. Yanı başındaki telefona uzanarak en yakın arkadaşını aradı. Arkadaşı işe başladığı için uzun süredir görüşememişlerdi. Buluşmaya çağırsa bile gelemeyecekti çünkü işleri çok yoğundu. Telefon uzunca çaldıktan sonra arkadaşının ‘ Alo! ‘ demesine bile fırsat vermeden konuşmaya başladı:



- Birinin gönlünü almak istiyorum ve seni seçtim!

- Ne diyorsun dostum? Hiçbir şey anlamıyorum.

- 'Birinin gönlünü almak!' diyorum.

- Delirdin mi sen? Gecenin bir yarısı bu da neyin nesi?

- … ;

'' Bizim kuşağı hatırlasın değil mi? Baharın o cazip havasına kapılmışken kısırlaştırılan köpekleriz biz. Bir noktadan sonra çoğalamadık sende biliyorsun. Nokta koydular yaşama sevincimize. Kırılgan çocuklar olduğumuzu göremediler. Uzun saçlarımızın ardına saklanmış büzük dudaklı ve ağlamaklı erkek çocuğunu oraya hapsettiler. İşte, bak! Hala orada durur ama kimse görmez. Tam saçlarımın dibinde. Saçlarımı üçe vurdurup askere gittiğim zaman da göremeyecekler.Üniversite tuvaletinde boğazıma bıçak dayayıp saçlarımı kesmem için tehdit eden ahmaklar da fark edememişlerdi. Sırf o çocuğu korumak için kesmemiştim saçlarımı ertesi gün.

Bunu fark ettiklerinden olsa gerek, müdahale etmediler bir daha yıpranmış saçlarıma. Bu arada sen bakma onlara ‘yıpranmış’ dediğime. En müstehcen rüzgarlarda en dindar dansı yaptılar salınarak… En tutkusuz parmakların arasından kayarken bile teslim bayrağını çekmediler. Her daim müptelaydılar maneviyata. Üniformalı anti-panteistler düşlerimize el koyduklarını açıklarken televizyonda yine parmak aralarımda onlar vardı. O günden sonra hiçbir şey iyiye gitmedi. Düşler işkence gördü… Ve bembeyaz sırıtkan dişler arasında çiğnenip gittiler.

Okul dediğin şey insanın önünü tıkar mı örneğin? Kaç genç hayalin mağlubiyetine ev sahipliği yaptı müsamahasız Endüstri Meslek Liseleri… Kağıt üzerinde kalem, tuval üzerinde fırça tutacak kaç el makine yağları arasında nasır tutmaya mahkum edildi?

Bu yüzden kaç aşk istem dışı sona erdi. Kendi geleceğini belirleyemeyen genç nasıl cevap verecekti denetim kurulu edasında başına dikilmiş katı toplum kurallarına. İşte, o günden sonra aşklarda istem dışı paraya meyil duymaya başladı.

Söyler misin? Bize o tarihten sonra hangi siyasetçi doğru söyledi?

Neozoik bir heykel gibi tüm asaleti ile beyaz perde de doğan, siyah / beyaz filmlerin üzerine gelen seviyesiz ve pornografik filmlerin suçlusu kim? T.P.A.O.Batman Orkestrasından sonra hiç yakıştı mı arabesk kültür bu ülkeye? Hadi ÇAMAN, Ali POYRAZOĞLU, Arzu OKAY, Bülent KAYABAŞ, Aydemir AKBAŞ gibi geçinebilmek için seks filmlerinde oynamış kaç sanatkar var biliyor musun? Üstelik arabeskçiler beyaz perdeyi adalete tecavüz edercesine ele geçirmişken…



Bize yalnız Fikret KIZILOK doğruyu söyledi…

Yemyeşil şarkılarla, bir yetimhaneden gece vakti yükselen ‘’anne’’ haykırışları gibi bir tek o doğruyu söyledi… Yasallaştırılmak hiç mi hiç yakışmayan şarkı sözlerinde bize yalnız o doğruyu gösterdi… Ama biz duymadık… Duysak bile bir şey yapamamanın ruhumuza getirdiği rutubet içinde kuruduk gittik. Ben vicdan azabı duyuyorum. Birilerinin gönlünü almak ve borcumu ödemek istiyorum… İçim rahat değil… Şimdi, bana gönlünü verir misin? Onu alacak halim bile yok yalvarırım! ‘’

-Sen iyi değilsin dostum. Şimdi uyumam gerek, sabah patron fırça çekecek yoksa.

-Hatırlar mısın hayallerimizi? Sen yazar olacaktın, ben ise müzisyen.

-Sen gitar mı çalıyorsun bu saatte… Yok, anladım… Sen adam olmayacaksın!

-Hay aksi şeytan! Duydun demek! Gitar çalmaktan nasır tutmuş parmaklarım tamam da... Bunca kanama içinde çıkan bu güzel sesler de neyin nesi şimdi? Tam alışmışken boğazıma kadar batmaya! Şimdi yine hayallerime teşvik edecekler beni. Azmettirici olacak notalar. Katilimi beklemeye koyulacağım. Haydi sen uyu şimdi / Ben ise ölmeyi bekleyeyim!

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Perş. Mayıs 31, 2007 4:20 am

Kalemine yüreğine sağlık, yazıların için başlık açman da süper olmuş. böylelikle daha rahat takip edeceğiz. Liman daki diger tüm başlıklardan da buraya link verebilirsin abicim. kolay gelsin, seni seviyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
f şıkkı
sarı
sarı


Mesaj Sayısı : 32
Yaş : 38
Kayıt tarihi : 10/04/07

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Perş. Mayıs 31, 2007 8:49 am

niyetsizsin büyümeye ve ehliyetsiz, faili meçhul hayata..
hadi si ver sol ve'fa.. hayırlı olsun..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Çarş. Haz. 06, 2007 5:04 pm

canlarım =) bu aralar kişisel yoğunluklarımdan dolayı çok katılamıyorum paylaşıma... eve bile zor atıyorum kendimi... işlerim biter bitmez burdayım... hepinizin kelimelerini, harflerini ayrı ayrı, tek tek zevkle ve merakla okuyacağım...

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
rose
Moderator
Moderator


Mesaj Sayısı : 301
Yaş : 46
Kayıt tarihi : 25/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Cuma Haz. 08, 2007 1:03 am

Biz seni okuyoruz, yeni işinde de başarılarının devamını diliyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Cuma Haz. 15, 2007 10:36 pm



Hatırlarsın... Fi tarihinde zevkli bir olaydı,
1945 model vosvosta sevişmek...

Bugünün tarihini not al bir köşeye...

Tarihe gömülecek seninle,
sihirli bir dokuz ay esnasında,
düz bir göbek aracılığı ile güzel görünmek...

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
gezgin
göşkuşağı (onursal üye)
göşkuşağı (onursal üye)


Mesaj Sayısı : 297
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 01/05/07

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   C.tesi Haz. 16, 2007 8:58 am

çok iyisin yaaa
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Paz Haz. 17, 2007 9:43 am

eyvallah =)

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Salı Haz. 19, 2007 5:32 pm

Ampul Aydınları


İsim simsarlığı yapmak, önüne geçilemeyecek bir yara olma yolunda hızla ilerliyor. Hiç olmayacak makamlar da, mevkiler de, oturdukları koltuklarla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlar oturuyor. Bütün gazetelerin, dergilerin, TV ekranlarının, kurumsal ve siyasi makamların her biri istila edilmiş. Başı dik ve inandığı yolda ilerlemeye çalışan milyonlarca genç arafta kaldı. Ya onlar gibi olmalısınız... Onlar gibi düşünmeli, yaşamalı, giyinmeli ve dudaklarından çıkacak her şeyi kabullenmelisiniz. Ya da hangi yola gireceğini şaşırmış bir halde, şu gencecik yaşınızda, arafta acılar içinde kıvranıp durmalısınız. Dokuz Şubat / Ali SARUGAN sergisinde, sevgili abimiz Harun ANTAKYALI'nın bir tespiti olmuştu. O kadar haklıydı ki... Bilirkişi abilere / ablalara seslenerek;

''Hepsi şu an bar sandalyeleri üzerinde, içkilerini yudumlayarak, yine kendi muhitlerinden, aynı okullar da okudukları, aynı düşündükleri, hatta aynı giyindikleri, akademik(!) bar muhabbetlerinde soruyorlar, eminim... '' Nerede bu gençlik?'' diye... İşte, gençlik burada! Şu an, bu sergi salonunda hepsi... Hepsi de aslanlar gibi sanatını yapmanın derdinde. Birçoğu ek işler çevirerek sanatını icra etmek zorunda. Ama şu an hepsi burada. Birbirlerine destek oluyorlar.''

Evet, o gece hepimiz ordaydık! Ben dahil, her daldan, ideal peşinde arkadaşımız vardı. Her birine baktığınız da bir ideal ışığı görebilirdiniz rahatlıkla. Hatta Ali SARUGAN, kendi Resmi WEB Sitesinde bununla alay ediyordu. Kendi biyografisinin olduğu sayfa da, kendini şu cümlelerle ifade ediyordu...

'' dj, yönetmen, ressam, mekancı, barmen, yazar, şair, dekoratör, iç mimar, oyuncu, eleştirmen,küratör, sambacı, blues gitaristi, komutan, tekel bayii, falcı, kırtasiyeci, mucit, programcı, hacker, nobel barış ödülü sahibi, hip hop yıldızı gibi pek çok yaşam deneyimi hevesim oldu. hala hayattayım ve bu sayılanlardan bir kısmına vakıf oldum, en azından izledim. batıl inançlarım yoktur fakat olsun isterim. nesnel çevremle barışığımdır. bir tv, bilgisayar ya da keçeli kalemle pek çok insanla anlaştığımdan daha iyi anlaşırım. panikatak tutar bazen, sürekli öleceğimi zannederim,dedektif de olmak isterim. trabzon doğumluyum. ankara’da yaşıyorum. bu arada, barmenlik, web tasarmı, yaratıcı tasarımcılık, vitrincilik, görsel düzenleme sorumluluğu, çevre ve mekan düzenlemesi, animasyon, figüranlik, oyunculuk, çizgi film, duvar resimi, falcılık, dj’lik, badyguardlık, garsonluk, dergi tasarım, t-shirt tasarmı vb. yaptım. halen bu ve bunun gibi işere girip çıkmaktayım ve çalışmalarımı her durumda sürdürmekteyim. burc başak, yükselen yay...''

Bu esprili biyografi aslında her şeyin özeti gibi. Bunun üzerine söylenecek pek bir şey kalmıyor bana.

Geçen yıl, bir dönem yerel bir gazete de köşe yazarlığı yaptım. İlk tecrübemdi. Heyecanımı gözlerimden ve cümlelerimden rahatlıkla okuyabilirdiniz. Öyle seviyordum ki işimi, öyle sıkı sıkıya bağlanmıştım ki...

Ankara'nın sokaklarında gezerken bir yandan köşem de yazmak için gözlem yapıyordum, bir yandan ise fotoğraf makinemi yanımdan ayırmıyordum. Her an bir haber çıkabilir telaşındaydım. Köşemde yazı yazmak yetmiyordu bana. Rahat değildim... Daha fazlasını yapmak istiyordum. Yerimde oturmak bana ölüm gibi geliyordu. Köşe yazarlığı kesmiyordu içimdeki görev aşkını. Muhabirlik, fotoğrafçılık, editörlük... Neredeyse gazetenin her şeyini sahiplenmiştim kendi içimde. Ama sonuç yine aynı oldu. Onlara benzemediğimi anladığım an da kapıyı vurup çıktım. Henüz yirmi iki yaşımda gazetede ki birçok yazardan iyi yazıyordum, daha çok önemsiyordum işimi, ve daha çok şeye koşma derdindeydim. Baştan savma yazdıldıkları her halinden belli olan yazıları patronuma gösterip '' Bu nereye kadar böyle sürecek?'' dediğimde bana hep aynı şeyi söyledi:

'' O abin ya da ablan, ismi yüzünden şu an orada... Onun sadece isminin orada bulunması bile bize yetiyor... Sen yalnızca kendi işine bak. Onları görme! ''

Görmeden edemedim. Sokaklar da benim ile aynı aşkı paylaşan milyonlarca yaşıtım varken, istila edilmiş o köşeleri gördükçe hep vicdan azabı çektim. Baştan savma köşe yazılarını okudukça '' Benim burda işim ne?'' diye sordum kendime.

Bu akşam ana haber bültenlerinde izledim. Eski hükümlü, hakkında hapis kararı olan eski milletvekillerinden biri tekrar AKP'den adaylığını koydu ve seçildi. Adaylığını koymuş ve seçilememiş yüzlerce genç aday '' Bu adamdan daha mı kötüydük biz?'' diye sormuşlar ve üzülmüşler. İsim simsarlığı, daha çok gencin canını yakacak, hayallerini yıkacak, arafta bırakacak. Ben anladım ki ''balık baştan kokmuş...'' Gençlere kağıt üzerinde her türlü hak verilse de, seçilme yaşı yirmi beş olsa da, huylu huyundan kolay vazgeçmeyecek... Bu simsarlar her çevrede, üretim adı altında ticaret yapmaya devam edecek...

Sanatta, siyasette, gazetelerde, dergilerde, televizyonlarda bu ampul aydınları(!) sefa sürerken, arafta kalmış biz gençlerin acılarının ardına acıklı bir fon müziği koyarak, reyting aracı diye daha çok yutturacaklar bu halka...

''Ampul aydınları'' dedim, ama sadece bu akşam izlediğim haberden yola çıkarak verdim bu örneği... Sağcısı, solcusu, komünisti, muhafazakarı, akademisyeni... Herkes muhit sanatı ve üretimi yaptığı sürece bu gençlerin acısı dinmeyecek... Sadece kendi muhitinden insanları övdükçe, sevdikçe, beğendikçe bu gençler hep boşluğa üretiyormuş gibi hissedecek... Gün gelecek üretim azimleri sona erecek... Meydan samimiyetsiz, aklı fikri ticarete ve kendi kesesine çalışan tipsizlere kalacak... Yalnızca kendileri gibi düşünen, giyinen, yaşayan insanlarI görebildikçe dar gözlükleri, bu yara hep kanayacak. Bu yaradan akan kanın kırmızı rengini hiçbir zaman göremeyecekler. Her kesimden ampul aydınlarının sonu gelmedikçe ortalar da nereye gideceğini, ne yapacağını şaşırmış milyonlarca genç cirit atmaya devam edecek...

Bulunduğunuz köşelerde, ekranlarda, koltuk ve makamlarda ampul gibi parlıyorsunuz... Bize bir şey vermiyorsunuz... Yalnızca gözümüzü alıyor anlamsız ışığınız... Akademisyen, siyasetçi, sanatçı, medya patronu, yayın evi sahibi gibi çeşitli kılıklara girmişsiniz... Siz oturduğunuz koltuklarda '' Nerede bu gençler?'' diye soruyorsunuz... Siz bizi arıyorsunuz, ama biz sizi görüyoruz... Işığınız sadece tek tip sinekleri kandırabiliyor... Biz sinek olmadığımız için yanınıza gelmiyoruz!

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Perş. Haz. 21, 2007 9:38 pm

Motorhead’i kaçırmış bir gençlik, kime kızmalı

Motorhead, tam arşivlik bir ‘Best Of’ albümle 2007′de sevenleri ile buluştu… Edindim, ve dinledim… Öyle bir şey itiraf edeceğim ki şimdi, etmeye utanıyorum… ” Damage case, Too late too late, Overkill, Stone dead forever ” parçalarını bilirsiniz… Metallica, ”Garage Inc*” albümünde coverlamıştı… Hakkını da vermişti… Kimse inkar edemez fakat, öyle bir şey var ki sorgulamadan edemedim… Ben bu parçaları Metallica’nın sanıyordum… Önümüze dayatılan popülerlik kültürü içinde öyle körleşmeşim ki, Motorhead’i kaçırımış gözlerim… Burada benim hatam da göz ardı edilemez elbette… Ama ”hırsızın hiç mi suçu yok, kardeşim!?”

Kasetin 90′lı yıllarda dahi beş milyon olduğu bir ülkede, ortaokul çağında kasete harçlıklarını yetiremeyip, kasetçiden kaset çalarak müzik kültürü edinmeye mahkum edilmiş bir gençliğiz biz… Yalan söyleyemem… Biz de yaptık bu çocuklukları… Yerli kasetler beş milyon, yabancılar ise on beş milyon civarıydı… Biri kasetçiyi oyalar, diğeri kaseti aşırırdı… O yakalanma korkusu içinde Metallica’yı keşfettiğimize şükredelim… ” Sus! Şükret, bunu bulamayanlar var ” nidaları içinde büyüdük hepimiz ne de olsa… Kültür Bakanı amcaların vardı hep bir bildikleri…
Bak, TV’ler, Radyolar ne güzel piyanist şantör abileri, arabesk parçaları yayınlyor… Onlarla idare et, ya da git, Hakan TAŞIYAN albümü al… Neyine senin on beş milyonluk ecnebi albümü! Şimdi aynı amcalar, o hırsızlıkları sineye çektiler de, korsancılığı ‘hırsızlık’ diye damgalar oldular… MP3 paylaşan siteler kapatılıyor teker teker…

Yine gençliği kasetçilere itecekler…

‘ Gidin çocuklar, çalacaksanız bile orjinal albüm çalın… Hem daha adrenalinli… Ya da müzik kültürü edinmeyin, kösele ayakkabı giyin, tesbih sallayın… İlle de müzik, diye tutturursanız da Kral TV ile yetinin ‘

Ama artık yer mi? Elbette yemez!

Bakın, ben yirmi üç yaşımda ilk Motorhead albümümü edindim… Depar isimli Mp3 sitesinden… Bu site kaç senedir kapatılır, gider başka bir yerde tekrar açılır… Kapatılır, yine açılır… Kültür Bakanımıza göre bu sitenin yaptığı hırsızlık… Fakat kaç çocuğa müzik kültürü kazandırıyor, kaç çocuğu hırsızlık yapmak zorunda kalmaktan kurtarıyor, kimin umrunda?

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
gezgin
göşkuşağı (onursal üye)
göşkuşağı (onursal üye)


Mesaj Sayısı : 297
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 01/05/07

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Cuma Haz. 22, 2007 4:31 am

paylaşmak budur işte, çok güzel bir saptama. Oldu olacak iletişim ağını kessinler, köy enstütülerini kapatan zihniyetten ne beklersin ki.
ama hep o meraklı çocuklar olacak. dünya sanatını, bilimi, felsefeyi merak eden.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gezgin
göşkuşağı (onursal üye)
göşkuşağı (onursal üye)


Mesaj Sayısı : 297
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 01/05/07

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Cuma Haz. 22, 2007 4:37 am

ampul aydınlarııı, gençler burada cheers Heryer LiMaN




virgüle dikkat Very Happy


En son tarafından Ptsi Haz. 25, 2007 2:07 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Paz Haz. 24, 2007 8:27 pm

eheh.. eyvallah... sesime ses verdin... dünyaları verdin... buraya yazılan her kelime, boş havaya gitmiyor... adım gibi biliyorum...Like a Star @ heaven

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
gezgin
göşkuşağı (onursal üye)
göşkuşağı (onursal üye)


Mesaj Sayısı : 297
Yaş : 37
Kayıt tarihi : 01/05/07

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Ptsi Haz. 25, 2007 2:13 am






ne demiş üstad

"Anamdan Babamdan bir adım ileri, çocuğumdan bir adım gerideyim"
Nazım Hikmet
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Paz Tem. 01, 2007 10:41 pm

Dört mevsim

Dört mevsim yaşadık seninle birlikte… Ülkem gibi… Gözlerinde sonbaharın hüznünü gördüm, teninde başak tarlalarını, ve sıcaklığında Akdeniz sahillerini… Buz tuttu kimi zaman bakışlarımız, Güneydoğu yetişti imdada, güneşin yakıp kavurduğu engebeli coğrafyasıyla… Ne kadar çatışırsak çatışalım, kardeşleme kültürüne çıktı mavi yolumuz… Benlik alış verişine girmiştik bir kere… Durgunlaştık bakışlarımızda… Yüksek sesle okudum seni içimdeki melez haritaya… Gözleri olmayan, yalnızca duyabilen o iğreti halka… Aşka, başka değerler yüklemeye çalışanlaraydı ayaklanmaları… Sözler hiçbir şeyi değiştiremedi tarih boyunca… Birileri bazı sözler söyledi, çocuklar öldü… Birileri bazı sözler söyledi, silahlar sese geldi… Birileri bazı sözler söyledi, ölüm söze geldi… Ben, yaşam boyunca susan ayaklanmalar yaşamak istiyorum göğsünde…

Sustukça, çocuklar doğsun teninde… Sevişmelerin ardından gelen sessizlik nöbetlerinde yad etsin sevgililer ikimizi… Sevişelim, susuşalım öylece… Sessiz sedasız kız çocukları armağan edelim kanlı ellere… Ar damarını çatlatalım tüm yurtsever alfabelerin… Sınırsız bedenler, bayraksız yataklar, marşsız aşk sözcükleri çevrelesin adamızı… Yalnız öfkesi kabarmış yetişkinler… Hepsi, hepsi ölmeli… Öfkesiyle beraber yürekleri kabarmış çocuklar yetiştirmeliyiz, doksan altı metre kare, gizli adamızda…

Farklı coğrafyalardan bulduk birbirimizi… Ten / tene, beden / bedene dört mevsim yaşadık… İkilik kinini içimizden attık… Doğduğun coğrafya da sevmek zor… Bilirim sevgilim… ”Mardin Kapı şen olur… Senin doğduğun yerler de yar seven mutlaka verem olur!” İlk çığlığının düştüğü toprakları seviyorum… Sorgusuz / sualsiz benimsiyorum her bir karışını… İki farklı coğrafyayı, soğuk bir yatakta, bir beden yapmadık mı? Tek vücut seviştirmedik mi, Ankara’nın bozkırı ile, Mardin’in yaylasını… Yaz / kış / güz ve bahar… Dört mevsim yaşamadık mı, nüfus kağıtlarımızın doğum yeri hanesine inat…

Sözler mi söyledik? Bizden sonra gelecek olanları galeyana mı getirdik? Biz bunu nasıl becerdik, bakışlarına kır düşmüş gelinim? İki çift canhıraş göz, iki tuzlu ten yetmedi mi iki koca şehri bir yastık müdavimi yapmaya… İşte, bu sebeptendir ki beyaz tenin olsun, doğacak çocuklarımın tarihi…

Her okşamada nakış nakış işledim bedenine sınırsızlığı…
Her öpüşümde ilmek ilmek ördüm dudaklarına sevgiyi…

Rengarenk bir kilim misali işledim yüreğine,
evrenin her köşesini…

Tarihin karmaşasından gelen tozlu sesler yok lügatimde…

Başkalarının doğrusunu yazasım,
ırklara, ideolojilere, sınırlara sıkışmış çığlıklar atasım yok…

Sözler hiçbir şeyi değiştiremedi tarih boyunca…

Birileri bazı sözler söyledi, çocuklar öldü…
Birileri bazı sözler söyledi, silahlar sese geldi…
Birileri bazı sözler söyledi, ölüm söze geldi…

Sırf bu yüzden bile olsa,
sözleri sevmiyorum, gözlerin kadar…

Gözlerinde doğurttuğum
pembe düşlü, beyaz dişli sonsuzluk çocukları kadar…

Yalnız kendi doğrularımı susasım var…

Teninde işlediğim,
dudaklarında resmettiğim,

Onlar,
benim doğrularım…

İşte,
tam şurda, bak!

Siyah saçların ile üstüne durduğun / uyuduğun…

Sol yanım…

Kaç dört mevsim daha dayanır bilmem…

Saçlarının altından,
yaşamaya akan anarşist kanım…

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Salı Tem. 03, 2007 6:20 pm


Koca burunlu Kazım

Ecel, kaza, savaş, politika, sersemlik
O kadar çok sebebi var ki gelmek için


Hiç bu kadar kahpe ölmemiştik
Hiç bu kadar alenen gelmemişti
kitleler ile alay eder gibi

Sureti bu kadar bana benzememişti
Gülüşü, sesi, ve ince telli saçları
Hiç bu kadar onuruma dokunmamıştı
şu mavi olduğu iddia edilen, gizemli yolculuk

Bu soruyu İlk kez, küçük bir çocukken sormuştum
Babamın ilk kez uzaklara gidişinde
Bu kadar içten
Neden?

Çaylıkların kokusunu da bilirdim oysa
Peştemal yapan kadınları
Karayemişinden de tatmışlığım vardır
Küçük ellerim ile
Dere kenarlarında ilk sigaramı içmişliğim

Benim de
senin yaşadığın yerler de ölmüşlüğüm vardır Kazım
Yeşiller arasında şiir yazmışlığım

Ne de güzel gelir
bembeyaz gecelikleri ile
ince, dağ patikalarından
ilham perileri

Sevginin, sevgilinin,
onurun ve insanlığın kılığında
Öyle bir işler ki ruhuna
İşte, horonun coşkusu tam buradan gelir
bölge halkına

Hep biz;
Hep biz gördük memleketin başındaki belaları
Annemizin bedeni gibi gördük toprağımızı,
içini, dışını, doğusunu, batısını

Biz deliyiz,
arızalıyız be Kazım!

Başka muhitlerin çığırtkanlığını yapmadık
Bir doğrularımız var bizim,
birimizin gitar teli,
diğerimizin mürekkebi, kağıdı, kalemi

Biz deliyiz be Kazım!
Gözümüz kara bizim

Önümüzü göremeyelim,
kukla olmayalım, hiçe yaşamayalım,
yalnız, kendi doğrularımız ile ölelim diye,
Allah, burnumuzu büyük yaratmış bizim

Karadenizli analar / babalar
bu deli çocukların acısını hafifletmek için
fıkralara döşemiş çocuklarını
Güldürmüşler yedi alemi,
ağlanacak halimize

Ah! Koca burunlu Kazım!
Buna rağmen gördün gelişini ölümün
Yine, burnunu boyundan büyük işlere soktun

Sen,
kaçıncı gelişini simgeliyordun kim bilir
Ardından gelenler kaç defa daha
üstlenecek bu rolü

Ardından:

Kefene dolanmış,
ilham perisi kılığında binlerce Azrail
her gece iniyor ince, patika yollardan,
yeşil / mavi memleketin üzerine

Ecel, kaza, savaş, politika, sersemlik
O kadar çok sebepleri var ki gelmeleri için

Siyaha boyuyorlar mavilikleri / yeşillikleri

Çaylıklar da koşturan güzel yüzlü çocuklar
bir bir alıyor fıkralarda ki yerlerini
O kadar çok sebepleri var ki
fıkralara karışmak için

Büyük bir burun, yeşil ve mavi,
çaylıklar, dalgalar, ilham perileri,
delilik, şarkılar, şiir,

sen…

…gidişin

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
LiMaN
Administrator
Administrator


Mesaj Sayısı : 1977
Kayıt tarihi : 10/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Salı Tem. 03, 2007 6:53 pm

Biz deliyiz,
arızalıyız be Kazım!



seni seviyorum cihan, kazım sadece bir sembol o da sen istediğin için.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://liman.goodforum.net
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Çarş. Tem. 04, 2007 7:25 pm


Tepede ki kral / Barış Akarsu anısına


'Kimdir o?' Barış AKARSU'yu ilk tanıdığım ve sevdiğim parçası buydu... Hem sözleri, hem melodisinde beni çeken bir şey vardı... 'Tepe de beyaz bir saray... Saray da soytarı bir kral... Kara haber onun işi, sıra kimde? Kanlı resimler ressamı, sergi de insan mezarı... Satılık olan karanlıktır çerçeve de...' O kadar gençti ki henüz... O kadar tazeydi ki, anlatamam... Uysal, şarkılarında asi, mütevazi... Hani bir insanın tam olması gereken bir ayar vardır... Tam o ayardaydı...

Ölümü her zaman soğuk kanlı karşılayanlardanım... Bu özelliğime yakınlarım çok şaşırdı oldum olası... Ne yalan söyleyim, Barış'ın ölümü içimi burktu... Bunun ilk sebebi Amasra'ya olan aşkıydı... Ben de birkaç yıl evvel gitmiştim Amasra'ya tatile... Aşık olunmayacak bir yer değildi... Mavi gözlü şehir... Padişahlara dahi '' Lâlâ, Çeşm-i cihan bu mu ola? '' diye sorduran şehir... Amasra gözlü Barış... Çok yazamayacağım aslına bakarsanız... Tek amacım şu an hafiften dökülen gözyaşlarımı bir nebze hafifletebilmek... Bir şeylerden hırsımı alabilmek...

En son dizi çekiyordu... İdealistti... Hayalleri, idealleri, düşleri küçümseyenlere tokat misali bir yanıttı... Bu dizi olayına ben de ilk başlarda sinirlenir gibi olsam, Barış'a küssemde... Ne yalan söyleyeyim... Ben olsam ben de çekerdim sanırım... Yani en azından, birgün tanınan bir yazar olsam... O ekranları ben de merak ederdim... Yapmadan, bulaşmadan duramazdım... Büyüleyici, gözleri kör edici, lânet bir özelliği var çünkü... Barış'ta, kendimin yanısıra tüm idealist, genç dostlarımı gördüm... Barış BAYRAKTAR, Kemal BİÇER, Ali SARUGAN... Ölürken bile bir şeyleri vurdu Barış yüzümüze... En az ölümü kadar soğuk bir gerçeği...

Yâ hu! Canlar... Dostlar...
Yapmasak mı? Vaz mı geçsek?
İnanın ben ölüme ağlayan biri değildim...
İnanın üzüntüden ağlamıyorum şu an...
İnan senin içinde ağlamıyorum Barış...

Sen bize vermen gerekeni verdin, öğretmen gerekeni öğrettin...
En fazla birkaç albümden mahrum ettin bizi, güzel gülüşünün haricinde...


Hırstan ağlıyorum...
Az önce Barış'ın ölüm haberini izlerken tokat gibi yüzüme çarptı...

' Barış AKARSU'dan Islak Islak melodisi için 3330'e islak yazıp gönderin! '

Bilmem anlatabildim mi?
Gözlerimin 'islakligi(!)' bu yüzden...
Gözyaşlarımı göndersem 3330'a...
Utanır mı dersiniz, 'tepede ki kral!

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
kaanka68
sarı
sarı


Mesaj Sayısı : 35
Yaş : 48
Kayıt tarihi : 25/06/07

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Perş. Tem. 05, 2007 8:46 am

Yüreğine sağlık.

Sevgiler,
KAAN
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
LiviA
sarı
sarı


Kadın
Mesaj Sayısı : 33
Yaş : 34
Kayıt tarihi : 20/04/07

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Perş. Tem. 05, 2007 1:41 pm

tepedeki krallar olmuşlar hissiz vicdansız yaratıklar .. önlerinde ki yemek kaselerinde hırslarını lokma etmişler.. sen yolla istediğin kadar gözyaşlarını neye nafile.. gitmiş Barışım ..gitmiş güzel gözlü melodilerim..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Perş. Tem. 05, 2007 10:10 pm


Beatles, Yesterday’i bestelememiş olsa henüz
Bol benzetmeli cümleler ile anlatılır sandığım zamanlar
geleceğin günü anlatmayı

Edebiyat utanmıştı senden,
bana ilk geldiğin gün
Gelişin
sessiz ve mahçup
Yaygara basmadan
ve mağrur
Ne olur
Hep orada dur
O esintili Ankara akşamı
Ankara otogarı
İki yüz küsür numaralı peron
Hep aynı heyecan ile bekleyeyim seni
Seni hiç kırmadım farz et
Hiç ağlamadın ki
Yokuz henüz
Matematikte birer etkisiz elemanız
Anne karnında ki cenin bile değiliz
Ellerini hiç tutmadım
Dudaklarının tadını bile bilmiyorum
Tanrı tarafından indirilmemiş birer vahiyiz
Peygamberimiz bile doğmamış henüz
Bize de yaşayacak
birkaç güzellik kalsa sevgilim

Keşke,

keşke Beatles,
Yesterday’i bestelememiş olsa henüz

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
wertsay
mor
mor


Mesaj Sayısı : 197
Yaş : 43
Kayıt tarihi : 25/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Cuma Tem. 06, 2007 2:28 am

kutlarım, kalemine, bileğine, beynine sağlık kardeşim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Çarş. Tem. 11, 2007 4:34 am

Sana dokunmayan yılan bin mi yaşar sandın

Tuğba ÖZAY’ın Antalya’daki çiftliği yandı, kül oldu… TV’de hüngür hüngür ağlıyordu… ”Tüm emeklerim gitti” diye haykırıyordu… Birikiminin büyük bir kısmını o çiftliğe yatırmış… Şimdi sakın ” O parayı nasıl kazandın, oh olsun ” edebiyatı yapacağımı sanmayın… İşin başka bir kısmındayım… Kİm olursa olsun, ne olursa olsun bir insanın (bu insan kolay para kazansa da) emeğine acırız elbet… Bu yönden ÖZAY’a geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz… Benim dikkatimi çeken nokta mikrofon kendine uzatıldığı anda söyledikleri, daha doğrusu haykırdıkları… Sanki o tanıdığımız Tuğba ÖZAY değildi… Ağzından yanlış olan tek bir kelime çıkmadı… O kadar doğru şeyler söyledi ki;


” Ormanlarımızı yakıyorlar.. Yetkililer sadece izlemekle yetiniyor… Hükümet topraklarımızı, arazilerimizi yabancılara satıyor… Orman Bakanı, PEPE’den bunun hesabını kimse sormuyor… Bu aylar da, bu tür olaylar her zaman oluyor… Bu yangınlar hava sıcak diye çıkmaz… Bilinçli olarak çıkartılıyor… Bu Rus mafyasının işi… Medyamız susuyor… Halk uyutuluyor! ”

Burda en çok takıldığım nokta,
” Medyamız susuyor… Halk uyutuluyor ” kısmı oldu…

E be! Sevgili Tuğba…
” O medya da yıllarca magazin programlarında ”
kikir kikir kikirdiyerek bu halkı uyutamalarında rol sahibi olmadın mı?”
diye sorarlar adama…

Bu güne dek hangi biriniz çıktınız,
bu konular hakkında iki kelime ettiniz…
Hangi biriniz TEMA açılışlarına katıldınız,
özel sermaye şirketlerinin açılışlarından fırsat bulup…

Sevgili muhabbeti çevirmekten sıra mı gelmedi?
Bu halk, ormanlarının yanmasını konuşamadı yıllarca
sizin peşinizde ki kameraların gözüne gözüne soktuğu,
dayattığı, birbirinizle olan polemiklerinizi izlemekten…

O kameralara, birgün olsun
” daha önemli işleriniz yok mu sizin kardeşim,
neden gidip yanan ormanları çekmiyorsunuz?” mu dediniz…?

” Sana dokunmayan yılan bin mi yaşar sandın be Tuğba! ”

İşin aslı hiç de öyle değil…
Hayat acı da olsa öğretiyor insana işte…
Medyadır beşer, insandır şaşar…
Ama, hayat şaşmaz…

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
parantezicihayatlar
Moderator
Moderator


Erkek
Mesaj Sayısı : 382
Yaş : 33
Kayıt tarihi : 21/12/06

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Cuma Tem. 13, 2007 10:39 pm

Devrim devrim devrildik

Devrimci şarkılarını anlayamadım oldum olası ben… Bunlardan ülke ve bağımsızlık üzerine olanları anlayabiliyorum… Hatta benimsiyorum bir çoğunu… Elbette yaşadığınız ülkenin tam bağımsızlığı kaçınılmaz bir gereksinimdir… Yoksa sömürge bir ülke olmayı kabul etmişsiniz ve berbat bir yaşam sürmeye kendinizi hapis etmişsiniz demektir… Bunlardan en çok bilineni ve benim de çok severek dinlediğim Carlo Giuliani’nin yazdığı ”Çavbella”dır… Tam bir vatansever / devrimci şarkısıdır… Öyle coşturur, öyle gaza getirirki sizi… Bu şarkı eşliğinde ülkenizi istediğiniz savaşa sokun, hiç silah kullanmadan sadece yumruk kullanarak halkınız galip gelebilir… Sözleri şöyledir:

işte bir sabah uyandığımda
çav bella çav bella çav bella çav çav çav
elleri bağlanmış buldum yurdumun
her yanı işgal altında

sen ey partizan beni de götür
çav bella çav bella çav bella çav çav çav
beni de götür dağlarınıza
dayanamam tutsaklığa

… diye muntazam sürer bu şarkı…

Benim anlayamadığım nokta, neden bizim ülkemizdeki devrimci şarkıları kitleleri coşturmak yerine, kişisel olur… Kişilerin yaşam hakkına tecavüz ettiği bile olur bu şarkıların bazen… Bunlardan en çok aklıma takılan ve bilinenlerden biri olan, Efkan ŞEŞEN’in ” dokuz / altı yolları”dır… Yanılmıyorsam şarkının sözleri şöyledir:

“9 6 yollarında bir zincir boğazımda
sıkar sıkar söyleyemem
ağlayamam
ayda yılda bir kaçamak
kaçsak bile yaşamamak
9 6 yollarında gülmek yasak…”

E! İyi de, 9 / 6 yollarında gülmek neden yasak? Lâkin benim çevremde 9 / 6 çalışıp, aynı anda işini seven binlerce insan var… O yollarda sabahları ota, böceğe selam vererek işine giden… Gayette sırıtaraktan… Durup dururken, neden şimdi millete o yollarda gülmeyi yasakladın? Sen kimsin? Bu ezik psikolojisi ile nereye kadar devrimi savunabilirsin? Senin görevin devrimci bir sanatçı olarak ezik, hayattan bezmiş, hiçbir şeyden tat alamayan, intihara meyilli bir devrimci kitle mi yaratmak? Neden devrimin ruhunda zaten var olan gücü, öfkeyi, el ele tutuşup büyük bir güç yaratma potansiyelini açığa çıkarmayı denemiyorsun?

Yine aynı insanlar, devrimci toplantılar da, büyük bir entel havası içinde, ” Bizim milletimizde devrim potansiyeli yok! ” diye ahkâm kesmeyi çok severler… ”Peki bu sinmişliği, ezikliği, bezginliği de bu insanlara aşılayan siz değil misiniz?” diye soruyorum… Ey, devrimci yazarlar, çizerler, müzisyenler… Bunu bilerek yapıyorsunuz biliyorum! ”Peki neden?” diyeceksiniz… Söyleyeyim:

Çünkü, bu ülke de ezik çığılıklar daha çok prim yapar… Bu ülke insanına iki ezik ses ver, sana kat kat fazlasını verir, hem maddi hem manevi anlamda… Sizinki bir nevi arabesk modasını sürdürmek… Arabesk modasını devrime uyarlamak, daha çok kitap satmak, albüm satmak… Çünkü sizin başka bir derdiniz yok! Bu ülke de devrim olsa ne, olmasa ne? Umrunuzda bile değil, bahsine girerim… Hep eziğiz, hep ezilen, bize herşey yasak, gülmek bile haram, depresyondayız, batmışız, bitmişiz edebiyatı… Durum böyleyken ezim ezim ezilen, hüngür hüngür zırlayan arabeskçilerden milim kadar farkınızı yok emin olun…

Bunu yapıyorsunuz…
Çünkü adınız gibi biliyosunuz ki
bu ülke de gerçek bir devrim potansiyeli yaratılsa
ve devrim olsa
ilk gideceklerin içinde siz de varsınız…

Adınız gibi biliyorsunuz,
yangında ilk kurtarılacak listesinde
geçmiyor adınızın baş harfi bile…

Bu ülkede devrimci olayım derken,
güçsüzlükten, moralsizlikten, kendi gücünün farkına varamamaktan
devrim devrim devrilen binlerce insan sizin eseriniz…

Devrimci sanatçılar, yazarlar, müzisyenler olarak
yaratabildiğiniz tek ‘ eser(!) ‘bu oldu yıllarca…

Oturun
eseriniz ile övünün…

Ve
son olarak emin olun ki

Che’lerin, ve binlerce adı duyulmamış Che’lerin
Küba’ların, Vietnam’ların
Çavbella’nın bestelendiği coğrafyalardan çıkması
tesadüf değil…

Bunu çok iyi anlayın…

Bizim bir Deniz GEZMİŞ’imiz var…
Yıllardır onunla övünür dururuz…
Hatta onu da ezik yaptık, şarkılar da, şiirler de
zırıl zırıl zırlayarak…

O’na bile yaşatamadık ağzı tadıyla bir efsane olmayı…
Deniz’i de arabeske bağladık, zırıl zırıl ağladık…

Devrim devrim devrildik garip anam,
devrim devrim devrildik biz…

Ve bilin ki, bu ülkenin devrimci gençliğinin
devrim ruhunu, safkan Amerikan rock ve metal gurupları ile yaşamaya çalışması sizin yüzünüzden… Radiohead, Metallica, Nirvana, Marliyn MANSON, My Dying Bride, Anathema karışımı tişörtler ile, ”ben devrimciyim” diye gezen tuhaf, melez, kapitalizmin kucağına düştüğünün farkında bile olmayan, zavallı, sinmiş bir devrimci nesil yarattınız siz… Sizin şarkılarınızda bulamadıkları öfkeyi, dinamizmi, sert tonlamaları onlar da buluyorlar… Çocuklar ne yapsın? Onlara kızmaya hakkımız var mı sizce?

_________________
Biz tarihin orta çocuklarıyız.
Bir amacımız ya da yerimiz yok!

http://www.parantezicihayatlar.com
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.parantezicihayatlar.com
hayal_et
Moderator
Moderator


Kadın
Mesaj Sayısı : 158
Yaş : 42
Kayıt tarihi : 11/01/07

MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Salı Ekim 02, 2007 11:21 am

12 den vurdular tam 12 de...
sızlar her eylülde
sol yarım...
bırak şimdi kanasın kanasın

_________________

Hayal ettik ya da Hayalettik bu şehirde...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.antoloji.com/sibel_oruc
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Paranteziçi Hayatlar Denemeleri   Bugün 4:54 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Paranteziçi Hayatlar Denemeleri
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 2 sayfasıSayfaya git : 1, 2  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Akademik Forumlar :: Deneme-
Buraya geçin: